213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, "Mükelleflerin vergi tarhına esas olan beyanları, kesinleşen vergi ve cezaları ile vadesi geçtiği halde ödenmemiş bulunan vergi ve ceza miktarları Maliye Bakanlığınca açıklanabilir. Maliye Bakanlığı bu yetkisini mahalline devredebilir. Ayrıca, kamu görevlilerince yapılan adli ve idari soruşturmalarla ilgili olarak talep edilen bilgi ve belgeler ile bankalara, yapacakları vergi tahsiline yönelik bilgiler verilebilir. Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenledikleri veya kullandıkları vergi inceleme raporuyla tespit olunanların, kanunla kurulmuş mesleki kuruluşlarına ve 3568 sayılı Kanunla kurulan birlik ve meslek odalarına bildirilmesi vergi mahremiyetini ihlal sayılmaz. Bu takdirde kendilerine bilgi verilen kişi ve kurumlar da bu maddede yazılı yasaklara uymak zorundadırlar. Maliye Bakanlığı bilgilerin açıklanmasıyla ilgili usulleri belirlemeye yetkilidir." hükmüne yer verilmiştir.
Bu hüküm uyarınca, ikmalen, re'sen veya idarece yapılan tarhiyatlar dolayısıyla kesinleşen vergi ve cezalar ile vadesi geçtiği halde ödenmemiş vergi ve cezaların açıklanmasına ilişkin usuller 293 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği(1) ile tespit edilmiştir.
Anılan maddenin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden;
- 2010 yılında yapılacak açıklamaların, Türkiye genelindeki vergi dairelerinde (vergi dairesinin ilan koymaya mahsus yerlerinde asılmak suretiyle) 15 Temmuz 2010 ila 15 Ağustos 2010 tarihleri arasında, 1 Eylül 2010 tarihinden itibaren de Gelir İdaresi Başkanlığı'nın internet sitesinde yapılması,
- Açıklama kapsamına, her bir vergi dairesine 150.000 TL ve daha fazla borcu olan veya bu tutar ve üzerinde kesinleşen vergi ve cezası bulunan mükelleflerin alınması,
- Yapılacak açıklamada, 31/12/2009 tarihi itibarıyla vadesi geçtiği halde 30/06/2010 tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan ve nev'i itibarıyla 293 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile açıklama kapsamına alındığı belirtilen vergi ve cezalar ile 01/06/2009-31/05/2010 tarihleri arasında kesinleşen tarhiyatların dikkate alınması,
- Açıklanacak bilgiler, açıklamanın yapılacağı yer ve diğer hususlarda 293 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile belirlenen esaslara uyulması, ancak sözü edilen tebliğin "İnternet Ortamında Açıklama" başlıklı III/B bölümündeki açıklamalar uyarınca Vergi Dairesi Başkanlıkları ve Defterdarlıklar tarafından 293 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin; (I-A) Bölümüne göre hazırlanan listelerin bir örneğinin (Gelir İdaresi Başkanlığı, Uygulama ve Veri Yönetimi Daire Başkanlığı, Veri Oluşturma Yön. Enformasyonu Müdürlüğü, Yeni Ziraat Mah. Etlik Cad. No:16 06110 Dışkapı/ANKARA) ve (I-B) Bölümüne göre hazırlanan listelerin bir örneğinin (Gelir İdaresi Başkanlığı, Tahsilat ve İhtilaflı İşler Daire Başkanlığı, Tahsilatın Takibi ve Değerlendirilmesi Müdürlüğü, Yeni Ziraat Mah. Etlik Cad. No: 16 06110 Dışkapı/ANKARA) adresine gönderilmesi,
- Açıklama kapsamına,
a) 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanununun Geçici 3 üncü maddesi ve 5393 sayılı Belediye Kanununun Geçici 5 inci maddesi uyarınca Hazine Müsteşarlığı Belediye Uzlaşma Komisyonu Başkanlığına yaptıkları takas ve mahsuba ilişkin başvuruları kabul edilen, büyükşehir belediyeleri/belediyeler ve bunlara bağlı kuruluşlar ile sermayesinin %50'sinden fazlası büyükşehir belediyelerine/belediyelere ait şirketlerin vadesi 31/12/2004 tarihi ve öncesine rastlayan,
b) 5569 sayılı Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Mali Sektöre Olan Borçlarının Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanuna göre taksitlendirilen ve ödeme süresi henüz sona ermemiş,
c) 5228 sayılı Bazı Kanunlarda ve 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun Geçici 6 ncı maddesi ile 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun Geçici 2 nci maddesine göre taksitlendirilen,
d) 5667 sayılı Bankacılık İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim Şirketince Devlet İç Borçlanma Senedi Satışı Adı Altında Toplanan Tutarların Ödenmesi Hakkında Kanunun, 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla değişik Geçici 1 inci maddesi kapsamında ertelenen,
alacakların alınmaması,
uygun görülmüştür.
Diğer taraftan, 5736 sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Uzlaşma Usulü İle Tahsili Hakkında Kanunun 1 inci maddesine göre taksitlendirilen alacakların, 31/12/2009 tarihi itibariyle vadesi geçmiş ve 30/06/2010 tarihi itibariyle ödenmemiş olan taksitlerinin ilan kapsamına alınması gerektiği tabiidir.
Tebliğ olunur.
01.07.2010
Kayıtdışı istihdamda akıl dışı rakamlar
Şükrü KIZILOT HürriyetGazetesi 28 Haziran 2010 Pazartesi
AKIL dışı deyimini kullandık çünkü inanılır gibi değil!
Yakın tarihli bir araştırmaya göre, kayıtdışı istihdam nedeniyle ortaya çıkan prim ve vergi kaybı tam 95 milyar lira...
GÖZLERİNİZİ YUMUN Bir an için gözlerinizi yumup, “Kayıtdışı istihdam ve buna bağlı kayıplar hiç olmasaydı” diye hayal kursanız, ne düşünürdünüz?
50 milyar TL açık vereceği açıklanan 2010 bütçesi, 45 milyar TL fazla verirdi!..
Devlet, bütçe açığını karşılamak için borçlanmazdı, faiz giderlerimiz artmazdı. Bu gelir fazlası ile daha fazla yatırım yapılır, bunun çoğaltan etkisiyle ekonomi büyür, istihdam yaratılıp, işsizlik azalır, milli gelirimiz artar, emekliye ve memura daha çok zam yapılır ve daha neler neler...
PRİM KAYBI 47.7 MİLYAR TL Tablodan da fark edileceği gibi, kayıtdışı istihdam kaynaklı 95 milyar TL’lik kaybın yaklaşık yarısı, prim kaybından oluşuyor.
Prim kaybı olayında;
1) Çalışanların yarısına yakın kısmı kadar, sigortasız çalıştırılan (yerli işçiler, çocuk işçiler ve yabancı kaçak işçiler) var.
2) Sigortalı çalıştırılıp, gerçekte ödenen ücretin altında gösterilenlerden kaynaklanan prim kaybı var. Örneğin SSK’lı (4/a’lı) çalışanların yüzde 45’i asgari ücretten gözüküyor.
Sosyal Güvenlik Kurumu Daire Başkanı Erkan Karaarslan, kayıtdışı istihdamdan kaynaklanan prim kaybını araştırıp değerlendirerek, 2009 yılında, 47.7 milyar TL’lik prim kaybı olduğunu hesaplamış.
DİĞER KAYIPLAR Kayıtdışı istihdamda, 47.7 milyar TL sigorta priminin yanı sıra ücretlerden kesilmesi gereken 18.2 milyar TL gelir vergisi ve damga vergisi kaybı var.
Kayıplar, bunlarla da sınırlı değil.
Kayıtdışı ücret ödemesi yapılabilmesi için o kişinin kayıtdışı gelir elde edebilmesi yani faturasız-fişsiz hizmet veya satış yapılması gerekiyor.
O halde, olayın bir de Gelir-Kurumlar Vergisi ve KDV boyutu var. Şöyle ki kayıtdışı kazancın;
1) Gelir ya da Kurumlar Vergisi ödenmiyor. Bundan doğan kayıp 13.1 milyar TL.
2) Gelirin KDV’si ödenmiyor. Bundan doğan kayıp da 16 milyar TL.
Hemen belirtelim, faturasız-fişsiz satış yapılması, bu satışı yapanların da faturasız mal almaları anlamına geliyor. Bu da geriye yani alışlara dönük KDV ve gelir-kurumlar vergisi kaybı da olduğunu ifade ediyor.
Satılan malın ya da yapılan hizmetin özelliğine göre, geriye dönük halka çoğalabiliyor.
Görüldüğü gibi, kayıtdışı istihdam olayından kaynaklanan sigorta primi ve vergi kaybının tutarı, inanılmaz boyutlara varmış durumda. 95 milyar liralık kaybın, SGK Daire Başkanı tarafından hesaplanmış olması da son derece anlamlı. Ayrıca, kayıtı olanların 1.7 milyonluk kısmının devlet memuru olduğu göz önüne alınıp, bunun dışında bir kıyaslama yapıldığında, kayıtdışılığın oransal boyutu daha çok büyümektedir.
Bu konuda kısa, orta ve uzun vadeli bazı önlemler alınmadığı takdirde, kaybın olumsuz etkileri, her geçen gün daha da artar.
28.06.2010
Kira sözleşmeleri ve vergi
Bumin DOĞRUSÖZ ReferansGazetesi 28 Haziran 2010 Pazartesi
Kira sözleşmelerinde yapılacak stopaj ve KDV yükümlülüklerine ilişkin son zamanlarda pek çok okur sorusu geldiğinden, bugün daha önce yazdığım bu konuyu tekrar ve biraz da geliştirerek ele alacağım.
Kira ilişkisi, kira gelirini elde eden açısından, elde edilen kazanca bağlı olarak vergisel yükümlülükler doğurur. Bu gelir elde eden açısından, elde edenin hukuki statüsüne göre gelir vergisinin veya kurumlar vergisinin doğumuna yol açar. Gelir vergisi açısından ise ticari veya zirai kazancın yahut gayrimenkul sermaye iradının doğumuna sebebiyet verebilir.
Kira ilişkisi, bazen kiracıya da bazı vergisel yükümlülükler yükler. Bunlar, kiracının vergi sorumlusu statüsünde stopaj yapma yükümlülüğü ve/veya katma değer vergisinin üstlenilmesi şeklinde karşımıza çıkar.
Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesi, kamu idare ve müesseselerini, iktisadi kamu müesseselerini, sair kurumları, ticaret şirketlerini, iş ortaklıklarını, dernekleri, vakıfları, dernek ve vakıfların iktisadi işletmelerini, kooperatifleri, yatırım fonu yönetenleri, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı ile zirai kazançlarını bilanço veya zırai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçileri, hesaben veya nakden yaptıkları kira ödemelerinden istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben yüzde 20 oranında stopaj yapmaya mecbur kılmıştır.
Ödenen kira bedeline stopajın nasıl uygulanacağı sorusunun yanıtı ise vergi hukukunda değil, taraflar arasındaki kira sözleşmesi ile oluşan özel hukuk ilişkisindedir.
Taraflar kira sözleşmesinde kararlaştırılan tutarın brüt tutar olduğunu vurgulamışlarsa, bu tutar üzerinden stopajın hesaplanması, başka deyişle bu tutardan verginin kesilmesi ve bakiyenin kiraya verene ödenmesi gerekmektedir.
Buna karşılık taraflar sözleşmede kira bedelinin net olduğunu kararlaştırmışlar
ve/veya stopajın kararlaştırılan kira bedelinin dışında kiracı tarafından ayrıca karşılanacağını belirtmişlerse, kiracının önce bu tutarı brütleştirmesi ve bu brüt tutar üzerinden stopaj yapması gerekmektedir. Örneğin taraflar sözleşmede kira bedelini aylık net 1000 TL kararlaştırmışlarsa, kesinti tutarının hesabında bu tutarın brütü olan 1250 TL'nin esas alınması gerekmektedir.
Taraflar arasındaki kira sözleşmesinden, kararlaştırılan kira bedelinin net mi, yoksa brüt mü olduğunun anlaşılamadığı hallerde, kararlaştırılan bedelin brüt olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu kabulün sonucu ise stopajın kararlaştırılan bedelin içinden kesileceği ve kiraya verene kalanın ödeneceğidir.
Özünde stopaja tabi olan kiranın birkaç aylık peşin olarak ödenmesi halinde, stopajın da ödeme anında kesilmesi ve kesinti tarihine göre beyan edilmesi gerekmektedir. Burada kesilen vergilerin ilerideki ilgili aya ilişkin muhtasar beyannameye aktarılması mümkün değildir.
Kira ödenmeksizin kullanılan, ancak mal sahibi tarafından emsal kira bedeli esasına göre gelir beyan edilen hallerde, nakden veya hesaben bir ödeme söz konusu olmadığından stopaj söz konusu olmaz. Emsal kira bedeline göre stopaj hesaplanması, kanunumuzda yoktur.
Kira ilişkilerinin ortaya çıkardığı bir diğer mali yükümlülük ise katma değer vergisidir. Bilindiği gibi Katma Değer Vergisi Kanunu 1. maddesinde, Gelir Vergisi Kanunu'nun 70. maddesinde sayılan mal ve hakların kiraya verilmesini de verginin konusuna dahil etmiştir. Dolayısıyla gayrimenkul kiralamalarının tamamı bu verginin konusu içerisinde kalmaktadır.
Ancak Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17. maddesinde, iktisadi işletmelere ait olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemleri vergiden istisna edildiğinden, sadece iktisadi işletmelere dahil gayrimenkullerin kiraya verilmesi işlemleri katma değer vergisine tabidir.
Bu verginin yükümlüsü de kiraya verendir. Ancak kiraya veren, her zaman bu vergiyi kiracısına yansıtabilir. Verginin yansıtılıp yansıtılmadığı sorununun çözümü de yine vergi hukukunda değil, taraflar arasında kurulu kira ilişkisindedir. Bunu da yukarıda stopaj da olduğu, çeşitli ihtimallere göre ayıralım:
Taraflar arası kira sözleşmesinde, KDV'nin kiracı tarafından ayrıca ödeneceği sözleşmede belirtilmişse veya sözleşmede kira bedeli ‘KDV hariç' ibaresi ile birlikte belirlenmişse, kiracı kira bedelinin dışında KDV tutarı kadar bir meblağı daha kiraya verene ödemek zorundadır. Burada kiracının ödeyeceği bu ek meblağ, özünde vergi değil, kira borcunun bir kısmıdır. Dolayısıyla bu meblağın ödenmemesi, kiracının kira borcunun ifasında temerrüdünü ifade eder. Bunun müeyyidesi de Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun, Borçlar Kanunu ve İcra İflas Kanunu'nda yer almıştır.
Buna karşılık kira sözleşmesinde kira bedelinin KDV dahil tutar olarak belirlendiğine ilişkin bir açıklamanın yer alması veya bu konuda hiçbir açıklamanın yer almaması halinde, kira bedelinin KDV tutarını da içerdiğini kabul etmek gerekmektedir. Bu nedenle bu gibi hallerde kiraya veren, kiracısından kira bedelinin dışında ayrıca bir ödeme talep edemez. Nitekim Yargıtay'ın yerleşik içtihadı da bu yöndedir.
Bu nedenle kira sözleşmesi düzenlenirken, kira bedelinin yanı sıra özellikle vergisel yükümlülüklerle ilgili konularda da titiz davranmak ve kimin neden sorumlu olduğunu açıkça baştan belirlemekte fayda vardır.
Talas Yolu üzeri Wembley Halı Sahada gerçekleştirilecek olan turnuvaya Kayseri SMMM Odası iki takımla katılırken, Melikgazi Belediyesi, Kocasinan Belediyesi, Kayseri Barosu, SGK İl Müdürlüğü, Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı, İl Özel İdaresi, İl Defterdarlığı, Gevher Nesibe Vergi Dairesi, Kaleönü Vergi Dairesi ve Erciyes Vergi Dairesi birer takımla yer aldılar. Kayseri'de önemli yeri olan kurumlar arasında samimiyet ve diyaloğu artırmak amacıyla düzenlenen turnuva 19 Haziran Cumartesi günü 3.lük-4.lük ve final maçlarıyla sona erecek.
31 Mayıs 2010, Kayseri Anadolu Haber Gazetesi
31.05.2010
26.05.2010
İl Genel Meclis Başkanı Sadettin Aydın ve Başkan Vekili Celal Hasnalçacı, bir sürü önce yapılan gelen kurulda yeniden seçilen Kayseri Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler Odası (SMMMO) Başkanı Suat Özsoy ve yeni yönetim kurulu üyelerini ziyaret etti. Aydın, ziyarette yaptığı konuşmada, kurumlar arasında karşılıklı dayanışma ve uyum içinde çalışmanın çok önemli olduğunu belirtti.
Suat Özsoy'u ve yönetim kurulu üyelerini kutlayan Aydın, bundan sonraki çalışmalarında başarılar diledi.
SMMMO Başkanı Suat Özsoy da, Kayseri'de önemli yer tutan kurumların her zaman uyum içinde çalışmaları gerektiğini vurguladı.
Bu uyumun ortak yapılacak faaliyetlere de yansıtılmasının kentin gelişimi açısından önemli olduğunu dile getiren Özsoy, mali müşavir olan bir üyelerinin İl Genel Meclisi'nde Plan ve Bütçe Komisyonunda yer almasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.
21 Mayıs 2010, Kayseri Hakimiyet Gazetesi
21.05.2010
İŞKUR Kayseri Bölge Müdürü Rıfat Çetinkaya, Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat Özsoy ve yeni yönetime hayırlı olsun ziyaretinde bulundu.
Kurumlar arasında karşılıklı dayanışma ve uyum içinde çalışmanın çok önemli olduğunu belirten Rıfat Çetinkaya, SMMMO ile uyum içinde çalıştıklarını söyledi. Çetinkaya ayrıca, Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat Özsoyu'u ve yönetimi yeni görevlerinden dolayı kutlayarak çalışmalarında başarılar diledi.Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat Özsoy da, ekonomik hayatta önemli yer tutan kurumların her zaman uyum içinde çalışmaları gerektiğini, bu uyumun ayrıca ortak yapılacak faaliyetlere de yansıtılmasının ülke ekonomisi açısından önem taşıdığını ve Kayseri SMMM Odası olarak İŞKUR ile birlikte çeşitli istihdam projeleri ve eğitim programları yapmayı planladıklarını ifade etti. Özsoy, İŞKUR İl Müdürü Rıfat Çetinkaya!ya ziyaretinden dolayı teşekkür ederek, çalışmalarında başarılar diledi.
14 Mayıs 2010, Kayseri Vizyon Kent Haber Gazetesi
14.05.2010
Sosyal Güvenlik Kurumu Kayseri İl Müdürlüğü ve Kayseri SMMM Odası dostluk maçında biraraya geldi. 10-16 Mayıs Sosyal Güvenlik Haftası etkinlikleri Sosyal Güvenlik Kurumu Kayseri İl Müdürlüğü ve Kayseri SMMM Odası arasında yapılan dostluk maçıyla süslendi.Kurumlar arasındaki sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı geliştirmek amacı ile düzenlenen karşılaşmaya kurumlar, SGK Kayseri İl Müdürü Mehmet Kır ve Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat Özsoy'un da kadroda bulunduğu birer takımla katıldılar.
Tüm ülke genelinde olduğu gibi Kayseri'de de etkaftası inliklerle kutlanan 10-16 Mayıs Sosyal Güvenlik Haftası etkinlikleri çerçevesinde Sümer Stadı 2 No.lu Saha'da oynanan Kayseri Sosyal Güvenlik Kurumu ile Kayseri Serbest Muhasebeciler ve Müşavirler Odası arasındaki DOSTLUK maçı 5-5 berabere bitti.
Hakem Ahmet Tambay'ın yönettiği maçın ilk yarısını Muhasebeciler 4-0 galip bitirdi. Ancak, ikinci yarıda SGK oyunda dengeyi kurup peşpeşe gollerle eşitliği sağladı. Takımlar maçta oldukça centilmen bir görüntü verirken, atılan goller de birbirinden güzeldi.
SGK Kayseri İl Müdürü Mehmet Kır ve Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat Özsoy karşılaşma sonrasında yaptıkları ortak açıklamada, kurumlar arasındaki bu tür etkinliklerin sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı geliştirmek adına çok önemli olduğuna dikkat çekerek "Dostluk Kazandı" mesajı verdiler.
Ancak Başkanlığımıza intikal eden olaylardan, bahsi geçen konuyla ilgili işlemlerin niteliğinin belirlenmesi konusunda tereddütler yaşandığı anlaşılmış olup, konuyla ilgili olarak aşağıdaki açıklamaların yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.
B. Konuyla İlgili Yasal Hüküm ve Düzenlemeler
KDV Kanununun geçici 15 inci maddesi ile 29/7/1998 tarihinden önce bina inşaat ruhsatı alınmış inşaatlara ilişkin olarak konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işleri KDV'den istisna edilmiştir.
29/7/1998 tarihinden sonra bina inşaat ruhsatı alınmış inşaatlara ilişkin olarak "konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işleri" ise 30/12/2007 tarih ve 26742 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesine ekli (I) sayılı listenin 12 nci sırası uyarınca % 1 oranında KDV'ye tabidir.
Konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işlerinde KDV uygulamasına ilişkin açıklamalara 49, 66 ve 106 Seri No.lu KDV Genel Tebliğleri ile 5 No.lu KDV Sirkülerinde yer verilmiştir.
C. İstisna veya İndirimli Oran Uygulamasından Yararlanacak İnşaat İşleri
Yukarıda belirtilen düzenlemelere göre konut yapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işlerinde istisna veya indirimli oran uygulanabilmesi için;
- Kooperatifin konut yapı kooperatifi statüsünde olması,
- İşin konut yapı kooperatifine yapılması,
- Yapılan işin inşaat işi olması ve taahhüde dayanması
şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
İşin konut yapı kooperatifine yapılmasına ilişkin şartın gerçekleşip gerçekleşmediği, yapı ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmiş olmasına (bir başka deyişle, ruhsatın "yapı sahibi" bölümünde yalnızca konut yapı kooperatifinin adına yer verilmiş olmasına) göre belirlenecektir.
D. Değerlendirme ve Sonuç
Yapı ruhsatının "yapı sahibi" bölümünde adı yer alan konut yapı kooperatiflerine verilecek inşaat taahhüt işleri, bu bölümde başkaca bir gerçek ya da tüzel kişinin adına yer verilmemiş olmak ve yukarıda sayılan diğer şartları taşımak kaydıyla istisna veya indirimli oran uygulamasından yararlanacaktır.
Yapı ruhsatının "yapı sahibi" bölümünde adı bulunmamasına rağmen "yapı müteahhidi" bölümünde adı yer alan bir konut yapı kooperatifine yapılan inşaat taahhüt işlerinde ise "işin konut yapı kooperatifine yapılması"na yönelik şart gerçekleşmediğinden istisna ya da indirimli oran uygulanmayacaktır.
Öte yandan, kat karşılığı inşaat işlerinde iki ayrı teslim (birincisi arsa sahibinin müteahhide arsa teslimi, ikincisi müteahhidin arsa sahibine konut teslimi) söz konusudur. Dolayısıyla, bu kapsamdaki işlemler teslim mahiyetinde olduğundan kat karşılığı inşaat işlerinde konut yapı kooperatiflerine ifa edilen bir inşaat taahhüt işinden söz edilemez. Örneğin, yapı ruhsatında adı "yapı sahibi" bölümünde yer alan bir konut yapı kooperatifinin, adı "yapı müteahhidi" bölümünde yer alan bir konut yapı kooperatifi ile kat karşılığı anlaşması durumunda yapı sahibi kooperatife konut teslimi söz konusu olduğundan istisna ya da indirimli oran uygulamasından söz edilemeyecektir. Bina inşaat ruhsatının "yapı müteahhidi" bölümünde adı yer alan konut yapı kooperatifine bu kapsamda ifa edilen inşaat taahhüt işleri ise, işin sahibi söz konusu konut yapı kooperatifi olmadığından ve dolayısıyla "işin konut yapı kooperatifine yapılması"na yönelik şart gerçekleşmediğinden genel hükümler çerçevesinde KDV'ye tabi olacaktır.
Diğer taraftan, 106 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin (B) bölümünün yürütmesi, Danıştay 4 üncü Dairesinin 27/11/2008 tarih ve 2008/2158 Esas No.lu Kararı ile durdurulduğundan, konut yapı kooperatiflerine ifa edilecek inşaat taahhüt işlerinde istisna ya da indirimli oran uygulamasında "inşaatın yapıldığı arsanın tapu sicilinde inşaat taahhüt hizmetini alan kooperatif tüzel kişiliği adına tescil edilmiş olması" şartı ayrıca aranmayacaktır.
Buna göre, yukarıda açıklanan şartlar çerçevesinde, konut yapı kooperatiflerine ifa edilecek inşaat taahhüt işleri, bina inşaat ruhsatının 29/7/1998 tarihinden önce alınmış olması halinde KDV'den istisna tutulacak, bina inşaat ruhsatı bu tarihten sonra alınmışsa %1 oranında KDV'ye tabi olacaktır.
Ancak inşaat yapı ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi adına düzenlenmediği durumlarda, söz konusu kooperatiflere verilecek inşaat taahhüt işlerinde istisna ya da indirimli oranda KDV uygulanması mümkün bulunmadığından bu kooperatiflere yapılacak teslim ve hizmetler, söz konusu teslim ve hizmetler için belirlenen oranlarda KDV'ye tabi tutulacaktır.
Vergi hukukumuzda, çeşitli zamanaşımı düzenlemeleri mevcuttur. Bunlardan, tarh zamanaşımı, düzeltme zamanaşımı ve ceza kesme zamanaşımı süreleri Vergi Usul Kanunu'nda, tahsil zamanaşımı ise Amma Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da düzenlenmiştir. Ceza davası ile ilgili zamanaşımı süreleri ise Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu gün, bu zamanaşımı sürelerinden tahsil zamanaşımı üzerinde durmak istiyoruz.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'un 102. maddesine göre kamu alacağı, kural olarak, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar.
Zamanaşımı, süre geçmesi dolayısıyla kamu alacağını ortadan kaldırmamaktadır. Sadece alacaklının, cebri takip yoluyla alacağına kavuşmasını sağlayan talep ve cebri takip yeteneği ortadan kalkmaktadır. Bir başka deyişle alacaklı kamu idaresi, zamanaşımına uğramış kamu alacağı için ödeme emri düzenleyemez, haciz veya diğer cebri takip işlemlerini yapamaz. Bu sebeple borçlu, zamanaşımı süresinin dolmasına rağmen rızası ile ödemede bulunursa, bu ödeme de hukuken geçerli olur.
Zamanaşımı konusu iki önemli kavramı daha karşımıza çıkarmaktadır. Bunlar, zamanaşımının kesilmesi ve durmasıdır. Zamanaşımını durduran sebepler genellikle bir süreçtir ve bu sebebi oluşturan süreç boyunca zamanaşımı süresi işlemez. Zamanaşımını durduran sebebin ortadan kalkması ile birlikte süre kaldığı yerden işlemeye devam eder. Zamanaşımını kesen haller ise genellikle nokta olaylardır. Bu sebeplerin gerçekleşmesi ile birlikte zamanaşımı süresi, bazen sebebin gerçekleşmesini izleyen yıl başından itibaren yeni baştan işlemeye başlar.
Tahsil zamanaşımını durduran sebepler, 6183 sayılı kanunun 104. maddesinde "Borçlunun yabancı memlekette bulunması, hileli iflas etmesi veya terekesinin tasfiyesi dolayısıyla hakkında takibat yapılmasına imkân yoksa olmaması" şeklinde sayılmıştır. Bu hallerin devamı süresince zamanaşımı işlemez ve işlememe sebeplerinin kalktığı günün bitmesinden itibaren başlar veya durmasından evvel başlamış olan sürecine göre devam eder.
Tahsil zamanaşımını kesen ve dolayısıyla yeni baştan başlamasına sebep olan haller ise bu kanununun 103. maddesinde sayılmıştır. Maddeye göre ödeme, haciz tatbiki, cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat, ödeme emri tebliği, mal bildirimi, mal edinme ve mal artmalarının bildirilmesi, saydığımız bu işlemlerin herhangi birinin kefile veya yabancı şahıs ve kurumlar mümessillerine tatbiki veya bunlar tarafından yapılması, ihtilaflı kamu alacaklarında yargı mercilerince bozma kararı verilmesi, kamu alacağının teminata bağlanması, yargı mercilerince yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi, iki kamu idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı kamu idaresi tarafından borçlu kamu idaresine borcun ödenmesi için yazı ile müracaat edilmesi, kamu alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması tahsil zamanaşımını keser ve bu durumda kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlar.
Görüldüğü gibi kamunun her hareketi tahsil zamanaşımını kesmekte ve yeniden başlatmaktadır. Örneğin vadesi 2 Şubat 2005 yılında olan bir kamu alacağı için 30 Aralık 2010 tarihinde mükellefe ödeme emri tebliğ edildiğinde, tahsil zamanaşımı 31.12.2010 tarihinden 31.12.2015 tarihine uzamakta, bu arada Ağustos 2013 tarihinde mükellefe haciz tatbik edilmesinde bu defa tahsil zamanaşımının süresi 31.12.2018 tarihine uzamakta, haczedilen malların 2015 yılında satışa çıkması halinde zamanaşımı süresi 31.12.2020 tarihine uzamaktadır. Bu örneklerle süreyi sonsuza kadar uzatmak mümkündür.
Bu arada idare hiçbir hareket yapmasa, biraz memurların işgüzarlığı biraz da kamu alacağını zamanaşımına uğratma sorumluluğunu taşıma endişesi ile her yıl beş yılın sonunda mükellef adına vezneye 5 TL, 10 TL gibi paralar yatırılmakta, kısmi ödeme yapıldığı için de zamanaşımı süresi bir türlü dolmamaktadır.
Dolmayan zamanaşımı olmaz. Aksi halde zamanaşımı düzenlemeleri, göstermelik olmaktan öte bir anlam ifade etmez. Bu tür düzenlemeler, hem mükellefleri ömür boyu tedirgin ettiği gibi, idareyi de rehavete sürükleyici işlev yüklenirler.
Hep bana adaleti ile düzenlenmiş bu hükümlerin, hazine açısından bakıldığında son derece güzelse de, mükellef hukuku, hukuk devleti anlayışı ve hukuk güvenliği ilkeleri açısından savunulması mümkün değildir.
Aslına bakılırsa, 6183 sayılı kanun, hukuk devleti ve mükellef hakları açısından son derece tartışmalı ve sakıncalı hükümler içermektedir. Bu kanunun, sadece zamanaşımı yönünden değil, bütünüyle gözden geçirilmesi gereğinin zamanı artık gelmiştir.
13.05.2010
KIDEM tazminatı konusu, yaklaşık 10 milyon işçiyi ilgilendirdiği için son derece önemli.
Devlet memurlarının emekli olurken “ikramiye” aldıkları gibi, işçiler de emekli olduklarında, işverenden ikramiye benzeri, “kıdem tazminatı” alıyorlar.
Devlet memurlarının emekli ikramiyesi neyse, işçilerin kıdem tazminatı da o oluyor..
İŞÇİLERİN AVANTAJLARI
İşçilerin, memurlardan farklı başka avantajları da var. Emekli olmadan da kıdem tazminatı alabiliyorlar.
Örneğin, en az bir yıl çalışmış olması koşuluyla;
- Erkek sigortalı askere giderse,
- Kadın sigortalı, evlenip bir yıl içinde işten ayrılırsa,
- İşveren, çalışanın ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı dışında bir nedenle işine son verirse,
kıdem tazminatı alabiliyor.
Başlığı okuyan erkek sigortalılar, “evlilik” konusunda heyecanlanmasınlar. Evlendiklerinde, onlara kıdem tazminatı yok. Kadın sigortalılara (evlendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde işten ayrılmaları koşuluyla), kıdem tazminatı var.
Neyse? erkekler de askere giderken kıdem tazminatı alabiliyorlar.
15 YIL ÇALIŞANA KIDEM TAZMİNATI
İlk sigortalı olduğu yani sigortalı olarak işe başladığı tarihten itibaren;
- 15 yıl geçen,
- Bu 15 yıl içinde en az 3 bin 600 gün prim ödeyen,
sigortalılar, emeklilik yaşına gelmeseler dahi, çalıştıkları işyerinden “kıdem tazminatı” alabiliyorlar.
Bu durumdaki işçinin, o iş yerinde kesintisiz olarak 15 yıl çalışmış olması gerekmiyor. Toplam sigortalılık süresinin 15 yılı doldurması yeterli. Örneğin, son 15 yılda o işyerinde 9 yıl çalışmışsa 9 yıllık, 3 yıl çalışmışsa 3 yıllık kıdem tazminatı alabilecek.15 yıl çalışmışsa, kuşkusuz 15 yıllık kıdem tazminatı alacak.
Ancak burada “ince bir nokta” var o da şu; 15 yılı dolduranın kıdem tazminatı alabilmesi için, çalıştığı iş yerinden ayrılması gerekiyor. İşçi, kıdem tazminatını alıp ayrıldıktan sonra başka bir işyerinde hatta aynı işyerinde de çalışabilir.
YAZI ALMAK GEREKİYOR
15 yıl sigortalı olarak çalışan ve bu süre içinde en az 3.600 gün prim ödeyen işçinin,
Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan “İş Kanunu’nun 14. maddesine göre kıdem tazminatı ödenebilir” şeklinde bir yazı alması gerekiyor.
Bu belge alınıp işverene verildiğinde, işverenin “kıdem tazminatı” ödemesi gerekiyor.
Kıdem tazminatının; çalışılan her tam yıla karşılık, en son 30 günlük ücretin brüt tutarı esas alınarak ödenmesi gerekiyor. Bir yıldan artan süreler için de oransal ödeme yapılır. İşçiye sürekli ve düzenli sağlanan para ve para ile ölçülebilen menfaatlerin (ikramiye (bir defalık hariç) yemek yardımı, çocuk zammı, gıda ve yakacak yardımı, konut yardımı, devamlı ödenen primler, sağlık yardımı vs.) tutarı da kıdem tazminatına esas ücrete ilave edilir.
Kıdem tazminatının tavanı 2.427,03 TL. Buna göre, her yıl için ödenecek kıdem tazminatı tutarı 2.427,03 TL’yi aşmadığı sürece, gelir vergisine tabi tutulmaz. Sadece, binde 6,6 oranında damga vergisine tabi tutulur.
Kıdem tazminatı, son derece kapsamlı bir konu. Cuma günü saat 14.30’da NTV’de bu konuda ayrıntılı açıklamalar yapacak ve sorularınızı yanıtlayacağız.
13.05.2010
Metin Taş-Sezgin Özcan
Ekonomi konusunda, hele geleceğe yönelik beklentileri kapsayan yazı yazmak oldukça zor bir uğraş. Bu, bir bakıma fal açmak gibidir. Özellikle dışa açık ekonomilerde, gelişmeler dış dinamiklerle de ilişkili olduğundan tahminlerin isabetli olması son derece zordur. Ortalama okuyucunun ekonomi yazılarından beklentisi son derece sığ. Bu tarz beklentiler genel olarak; 'döviz ne olur, borsa ne olur' sorularına indirgenecek kadar basit ve yersiz. Kuşkusuz, bu konularda kehanette bulunanlar da var. Bu noktada söyleyeceğimiz, bunlara fazla itibar edilmemesi. Böylesi dönemlerde 'paradan para kazanma', yani spekülatif işlemler oldukça riskli olabilir.
IMF RAPORU Dilerseniz, bu konuları bir yana bırakıp, teğet geçen krizin ekonomide ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinde biraz duralım. Geçtiğimiz günlerde IMF bir rapor yayınladı. Raporda seçilmiş bazı ülkelerin 2008 ve 2009 yıllarındaki kişi başı milli gelir rakamlarına yer verildi. Bu raporda yer alan veriler gerçekten oldukça ilginç.
Örneğin, krizin başlangıç noktası kabul edilen ABD'de 2008 yılı kişi başı milli geliri 47.393 dolar iken 2009 rakamı yüzde 2,1 oranındaki düşüşle 46.381 dolara gerilemiş. Bazı ülkelerde dikkate değer gerilemeler de var kuşkusuz.
Kişi başına milli gelir düşüşleri; Rusya'da yüzde 25.6, Meksika'da yüzde 20.3, İngiltere'de yüzde 19.2, Polonya'da yüzde 18.5, Norveç'te yüzde 16, Güney Kore'de yüzde 10.8, Danimarka'da yüzde 9.8, İspanya'da yüzde 9.6, İtalya'da yüzde 8.7, Almanya'da yüzde 8.6, Hollanda'da yüzde 8.1, Avusturya ve Çin'de yüzde 8, Fransa'da yüzde 7.1, Arjantin'de yüzde 6.5, Yunanistan'da yüzde 6.2, Brezilya'da yüzde 4.7, Endonezya'da yüzde 4, İran'da yüzde 2.7, Güney Afrika Cumhuriyeti'nde yüzde 2.4, İsviçre'de yüzde 1.2 oranında gerçekleşti.
TÜRKİYE'DEKİ DURUM Türkiye'de krizin etkisiyle kişi başına milli gelir düşüşlerine gelince... IMF verilerine göre 2008 yılında Türkiye'de kişi başına milli gelir 10.484 dolar. Bu miktar 2009 yılında 8.723 dolara düşmüş durumda. Bu veriler, yüzde 16,7 oranında bir düşüşü ifade ediyor.
Burada üzerinde durulması gereken iki nokta var. Bunlardan ilki, krizin başlangıç noktası kabul edilen ABD'de krizin sanıldığı kadar ciddi etki ortaya çıkarmamış olması. Bu durum, krizin bazı fonların kasıtlı olarak batırılarak körfez sermayesinin bir kısmının ABD ekonomisine aktarılması olarak ifade edilen komplo teorisini akla getiriyor.
İkinci nokta ise finans batağında olduğu belirtilen Yunanistan'ın milli gelirindeki düşüşün emsallerine göre düşük sayılan yüzde 6,2 oranında gerçekleşmesi. Yunanistan'ın bazı verilerine 'makyaj' yapıldığı görüşü kabul edilse bile oran, Türkiye ile karşılaştırıldığında son derece düşük kalıyor.
CARİ AÇIK Bu arada, cari işlemler dengesi ile ilgili yeni veriler açıklandı. Buna göre, cari işlemlerde mart ayın açığı 4,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Mart ayına ilişkin cari açık beklentisi 3,9 milyar dolardı. Gerçekleşen açık beklentiye göre yüzde 10,2 oranında bir sapmayı ifade ediyor. Mart ayı cari açık verilerinin de açıklanmasıyla 2010 yılının ilk çeyreğindeki cari açık 9,9 milyar dolara ulaştı.
Ekonominin genel görünümü ortada. İlgili çevrelerin öncelikle ele aldığı konular da öyle. Felaket tellallığı yapacak değiliz. Ancak böyle bir tablonun olduğu ortamda kısır ve gündelik çekişmelerin bir tarafa bırakılıp sorunlara kalıcı çözüm geliştirilmesi ilk öncelik olmak zorunda.
Hizmetlerimi birleştirmek zorunda mıyım? 25.01.1965 doğumluyum, 01.08.1980 de SSK'ya girdim, 6613 prim günüm var. 2003 Kasım'dan 2008 Kasım'a kadar Bağ-Kur'lu oldum (5 yıldan 10 gün eksik), fakat Bağ-Kur'a hiç prim ödemesi yapmadım. SSK'ya emeklilik için müracaat ettim, henüz bir cevap alamadım. 2829 sayılı Kanuna göre hizmet birleştirmesi yapmak zorunda olduğumu söylüyorlar. Oysa Yargıtay'ın, söz konusu yasanın amacının hiçbir kurumdaki hizmeti aylık bağlanmasına yeterli olmayan sigortalıya aylık bağlanmasını sağlamak olduğu ve hizmet birleştirmesinden yararlanmak istemeyen sigortalıyı tüm sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmet sürelerini birleştirmeye zorlamanın sosyal güvenlik sistemi ve yasanın amacı ile bağdaşmayacağı yönünde kararı var. Bu kararı ben nasıl kendime uygulayabilirim, bundan sonra ne yapmam gerekir? Atilla Kuz
Emeklilik talebinizin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından reddedilmesi halinde İş Mahkemesinde Kurum aleyhine dava açabilirisiniz. Dava dilekçenizde Yargıtay'ın daha önce sigortalı lehine vermiş olduğu karardan da söz edip, kararın suretini dava dilekçenize eklemenizde yarar var.
Doğum borçlanmasını ne zaman yapmalıyım?
Doğum tarihim 11.01.1966, sigorta başlangıcım
01.11.1983. 2005 Mayıs ayından beri isteğe bağlı prim ödemekteyim ve doğum borçlanması yapma hakkım mevcut. 3122 SSK, 570 gün Bağ-Kur isteğe bağlı statüsü olmak üzere toplam 3692 prim günüm var. Eğer doğum borçlanması yaparsam 2012 Ocak ayında emekli olabiliyorum.
Doğum borçlanmasını ne zaman yaparsam benim için avantajlı olur? Doğum borçlanmaları Bağ-Kur'lu statüsünde mi değerlendiriliyor? Bağ-Kur'lu sayılırsa ne zaman emekli olabilirim? Doğum borçlanması Bağ-Kur'lu sayılacak ise isteğe bağlılıktan ayrılıp SSK'lı mı olmam benim için doğru olur? SSK'lı olmam gerekiyorsa en fazla ne kadar daha isteğe bağlı ödemeliyim? Yasemin Doğan
Doğum borçlanması, SSK kapsamında geçen sigortalılık süresi olarak değerlendiriliyor. Doğum borçlanması için SSK'ya geçmeniz gerekmiyor. Ancak SSK'dan emekli olabilmeniz için 1 Ekim 2008'den itibaren isteğe bağlı sigortalı olarak prim ödediğiniz sürenin 1230 günü (41 ayı) geçmemesi gerekiyor. Doğum borçlanmasını istediğiniz zaman yapabilirsiniz. Borçlanma primi, talep tarihindeki prime esas kazanç tutarları dikkate alınarak hesaplanır.
AKLINIZDA BULUNSUN İşveren vekili sayılma şartları
İŞ Kanunu'nun 18. maddesine göre işveren vekili olanlar iş güvencesinden yararlanamazlar. Ancak, bütün yöneticiler otomatik olarak işveren vekili olarak değerlendirilmemelidir. Yargıtay'a göre (9. H.D. E:2008/41688, K:2009/22728); İşletmenin bütününü sevk ve idare edenler başka bir şart aranmaksızın işveren vekili sayılıyor. Buna karşın, işletmenin değil işyerinin bütününü sevk ve idare edenlerin işveren vekili sayılması için işçiyi işe alma ve işçi çıkarma yetkisi taşıması gerekiyor.
GÜNÜN SÖZÜ
'Karşılaştığım herkes en az bir konuda benden üstün. Bu nedenle daha öğreneceğim çok şey var.' Emerson
13.05.2010
Ziyaret esnasında Sosyal Güvenlik Haftası etkinlikleri ile bilgi veren SGK Kayseri İl Müdürü Mehmet Kır, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ve Haftasının öneminden bahsetti.
Her zaman Kayseri SMMM Odası ile birlikte uyum içinde çalıştıklarını ifade eden Mehmet Kır, bu uyumun kurumlar arasındaki iş ilişkisine de faaliyetlere de yansımasının çok önemli olduğunu belirtti. Sosyal Güvenlik durumunda da kayıt dışını kayıt altına almanın önemini vurgulayan ve bu konuda da Kayseri’de koydukları hedeflere adım adım ulaştıklarını, sevindirici rakamlar olduğunu söyleyen Kır, Sosyal Güvenlikte kayıt altına almada mali müşavirlere büyük görevler düştüğünü ve destek beklediklerini de sözlerine ekledi. Kır, ayrıca Kayseri SMMM Odası’nın yeni yönetimini de kutlayarak çalışmalarında başarılar diledi.Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat ÖZSOY’da, Sosyal Güvenlik Haftasını kutlayarak Sosyal Güvenlik Kurumuyla uyum içinde çalıştıklarını ve gerek kurumlar arası iş ilişkilerinde gerekse sosyal faaliyetlerde iyi iletişim kurduklarını ve bunun çok önemli olduğunu belirtti.
12 Mayıs 2010, Büyük Kayseri Gazetesi
12.05.2010
2009 Yılı içerisinde Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik (SMMM) Mesleki Yeterlilik Sınavı’nı ilk girişte bütün dersleri geçerek kazanan mali müşavirlere Kayseri SMMM Odası yönetimi tarafından, üstün başarılarından dolayı Oda hizmet binasında düzenlenen bir törenle takdir belgeleri takdim edildi.SMMM Mesleki Yeterlilik Sınavı’nı ilk girişte kazanarak üstün başarı örneği sergileyen meslek mensuplarına takdir belgelerini Oda Başkanı Suat Özsoy ve Yönetim Kurulu üyeleri Baki Gümüşoluk ile Baki Keser verdiler.
Oda Başkanı Suat Özsoy törende yaptığı konuşmada, Kayseri SMMM Odası olarak eğitime her zaman önem vererek eğitimi ilk sıraya koyduklarını ve bunun karşılığını da üyelerinden gelen üstün başarılarla aldıklarını, bu durumun da hem Odayı hem Yönetim olarak kendilerini gururlandırdığını belirtti. Oda olarak her konuda üyelerini desteklemek ve karşılaşacakları her türlü sorunda da onlara yardımcı olmak için meslektaşlarının yanında olduklarını belirten Başkan Suat Özsoy ve Yönetim Kurulu üyeleri, meslek mensuplarına bundan sonraki çalışmalarında da başarılar dilerken,Kayseri SMMM Odası olarak kendilerine her zaman destek vereceklerini ifade ettiler.
17 Nisan 2010, Kayseri Erciyes Gazetesi
17.04.2010
AKARYAKIT ALIM SATIMLARI İLE İLGİLİ OLARAK BA-BS FORMLARININ DÜZENLENMESİNE İLİŞKİN MALİYE BAKANLIĞI GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI 07.04.2010 TARİHİNDE TÜRMOBA AÇIKLAMA GÖNDERMİŞTİR. GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ
15.04.2010
Kayseri Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası tarafından düzenlenen “Kurumlar Vergisi Beyannamesi Düzenleme” semineri 7 Nisan 2010 Çarşamba Günü İl Kültür Turizm Müdürlüğü Toplantı Salonu’nda Saat 14.00’de gerçekleştirildi.
Seminere, Kayseri Vergi Dairesi Başkanı Niyazi Özkök, Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat Özsoy ve Yönetim Kurulu üyeleri, Gelirler Kontrolörleri ve çok sayıda serbest muhasebeci mali müşavir karıldı.
Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat Özsoy, seminerde yaptığı açılış konuşmasında Kayseri SMMM Odası için eğitimin çok önemli olduğuna değinerek her geçen gün sayıları gittikçe artan meslek mensuplarının eğitimi için çalıştıklarını ifade etti. Özsoy, bu ve bunun gibi eğitim faaliyetlerinin mesleğin ve meslek mensuplarının yararı için artarak devam edeceğini söyledi.
Seminere katılan Kayseri Vergi Dairesi Başkanı Niyazi ÖZKÖK de yaptığı konuşmada, Kayseri SMMM Odası’nın düzenlediği eğitim faaliyetlerinin mesleğin gelişmesi ve meslek mensuplarının bilgilendirilmesi açısından çok önemli olduğunu ve bundan büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti. Özkök, mükelleflerle işbirliği halinde yapılan çalışmalarla vergilendirme durumumuzda sevindirici şekilde artış olduğunu söyledi. Bu bağlamda mükellefleri de sahte fatura konusunda uyaran Özkök, mükelleflerin kurumlar vergisi beyannamelerini vermeden önce sahte fatura konusunu da dikkate alarak incelemelerini, iş işten geçmeden beyanlarını düzeltmelerini, sahte faturası olanların bunları defter ve belgelerinden çıkarmalarını istedi.
Gelirler Eski Başkontrolörü ve Ankara Eski Defterdar Yardımcısı, Yeminli Mali Müşavir A. Murat Yıldız’ın konuşmacı olarak katıldığı seminerde katılımcılara Kurumlar Vergisi Beyannamesi Düzenlenmesi konusunda bir sunuş yaparak onlara Kurum Kazancının Tespitinde Özellikli Konularla ilgili bilgi verdi.
09 Nisan 2010, Kayseri Erciyes Gazetesi
09.04.2010
VERGİ UYGULAMALARINDA GENELDE YAPILAN HATALAR VE ÖZELLİKLİ KONULAR HAKKINDA SEMİNER.
07.04.2010 TARİHİNDE ODAMIZ HİZMET BİNASINDA SAAT 18:30 DA SEMİNER VERİLECEKTİR. TÜM ÜYELERİMİZ DAVETLİDİR.
06.04.2010
Muhasebe meslek mensupları olarak mesleğimizin önemini anlayarak sadece ekonomik hayatın değil, toplumsal hayatın da bir parçası olduğumuzu unutmadan hareket etmemiz ve mesleğin geleceğini büyük hedefler doğrultusunda şekillendirmemiz gerekiyor.
Bu durum, biz SMMM Odaları ve yöneticileri için de kararlı, güvenilir, etkin, şeffaf bir yönetim anlayışıyla öncü ve örnek bir idare olmayı, sorumluluk bilinci içerisinde çözüm odaklı çalışmayı gerektiriyor. Bu bağlamda Kayseri SMMM Odası yönetimi olarak bizler de göreve geldiğimiz ilk günden itibaren bunun bilincinde olarak hareket ettik ve etmeye de devam edeceğiz. Bu konuda yapılması gereken en önemli şey olan eğitimin rolünü hiçbir zaman küçümsemedik ve hatta ilk sıraya koyduk. Göreve geldiğimiz zaman ilk iş olarak TESMER Şubesini Kayseri'de kurarak ve birçok mesleki eğitim programları ile kurslar düzenleyerek eğitim faaliyetlerine önem verdik. Ayrıca bunun haricinde insanın sosyal bir varlık olduğu gerçeğinden yola çıkarak sosyal, sportif ve eğlence faaliyetlerimizi de gerçekleştirdik.
Kayseri SMMM Odası 560'ı SMMM, 345'i SM olan toplam 905 üyesi bulunan ve 231'i aktif olan toplam 502 stajyeri olan büyük bir odadır. Oda olarak faaliyetlerimizi yürütürken hizmet çıtasını yükselttik ve yönetim anlayışına bir kalite getirdik.
Bu anlayışla, oda kurul - komisyonlarımız ve ilçe temsilciliklerimizdeki toplantılara üyelerimizin de katılımlarını sağlayarak fikirlerini ifade etmelerine olanak vererek çalışmalarımızı onların beklentileri doğrultusunda şekillendirdik.
Oda tarihinde ilk kez TESMER Kayseri Şubesi bünyesinde yürütülen Staj Başlatma Sınavı, SMMM Sınavı, YMM Sınavı, SPK Sınavı ve Mesleki Uyum Eğitimi Sınavı için hazırlık kurslarını sınav dönemlerini dikkate alarak yoğun katılımlarla gerçekleştirdik. Ayrıca, eğitim merkezimiz TESMER bünyesindeki sınıflarımız teknolojiye uygun bir şekilde modern sınıflar haline getirilmiş olup odamızın internet adresinin altyapısı daha da güçlendirilerek ve web sayfamız yeniden tasarlanarak daha işlevli halde kullanılıyor. SMS sistemi etkin bir şekilde kullanılarak üyelerimiz her türlü gelişmelerden anında haberdar ediliyor.
Avrupa Birliği fonlarından azami olarak faydalanılması amacıyla Avrupa Birliği'ne 232 bin Euro'luk bir istihdam projesi sunduk. Başta değişen mevzuatlar olmak üzere oda faaliyetlerinin üyelere duyurularak tanıtılması ile üyelerle karşılıklı iletişim kurulması amacıyla üç ayda bir çıkarılan KSMMMO Ersiyes Dergisi yayın hayatına başladı. Odamızın en asli görevlerinden saydığımız eğitim çalışmalarında meslek içi eğitimlere, meslek mensubu adayı stajyerlerimizin eğitimlerine önem verdik.Bir kamu kurumu niteliğimizde olduğu için sivil toplum kuruluşlarını ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmalarına ağırlık verdik. Ayrıca yine Kayseri SMMM Odası tarihinde bir ilk olarak 1'inci Sektörel Muhasebe Uygulamaları Sempozyumu'nu gerçekleştirdik. Bu sempozyum önümüzdeki yıllarda da gelenekselleşerek devam edecek. Kayseri SMMM Odası olarak amacımız eğitimli, sosyal, iletişimi güçlü, saygın, vizyon sahibi bir meslek mensubu profili oluşturmak.
Gelir Vergisi Yasası'nın 88'inci maddesi uyarınca, gelirin toplanmasında gelir kaynaklarının bir kısmından hasıl olan zararlar, diğer kaynakların kazanç ve iratlarına mahsup edilmektedir. Ancak söz konusu yasanın 80'inci maddesi kapsamında olan diğer kazanç ve iratlardan doğar zararlar mahsup konusu yapılamamaktadır. Bu bağlamda Gelir Vergisi Yasası'nda vergiye tabi gelir unsurları yedi gruba ayrılmış olmakla birlikte, zarar oluşturan gelir unsurlarından bazıları zarar mahsubundan yararlandırılmamakta, bazıları ise kısıtlı olarak mahsup konusu yapılabilmektedir.
Gelir Vergisi Yasası'nın 80'inci maddesinde yer alan "gelire giren kazanç ve iratlar" değer artış kazançları ve arizi kazançlar olarak iki gruba ayrılmış bulunmaktadır. Değer artış kazançları Gelir Vergisi Yasası'nın mükerrer 80'inci maddesinde, arizi kazançlar ise aynı yasanın 82'inci maddesinde sayılma suretiyle belirlenmiştir.
Yasal düzenleme gereği olarak gayrimenkul ve menkul sermaye iratlarında gider fazlalığından doğarlar hariç olmak üzere, sermayede meydana gelen azalmalar zarar olarak kabul edilmemektedir. Ancak gayrimenkul sermaye iratlarında, iktisap bedelinin yüzde 5'inin beş yıl süreyle indirilmesi uygulamasındaki gider (Gelir Vergisi Yasası madde 74/4) ve kira ile oturulan konutun kira bedelinin elde edilen kira gelirinden indirilmesi uygulamasındaki gider (Gelir Vergisi Yasası madde 74/10) hariç olmak üzere, gider fazlalığından doğan zararların diğer gelir unsurlarından oluşan kazanç ve iratlardan mahsubu mümkündür.
Diğer yandan faaliyeti sona eren ticari eşya zirai işletmelerin: Ne geçmiş zararlarının, ne de faaliyetin sona erdiği yıl oluşan zararlarının mahsubu mümkündür. Gelir Vergisi uygulamasında, sermayede meydana gelen kayıpların zarar olarak kabul edilip, diğer gelir unsurlarından indirilmesi mümkün değildir. Bu kural menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarında olduğu gibi, sermayenin ağırlık teşkil ettiği ticari ve zirai faaliyetlerde de aynıdır. Ticari ve zirai faaliyetlerin özelliği, belli bir dönemde meydana gelen zararın işletme zararı niteliği taşıyabilmesi, sermayede kesin bir kaybı ifade etmeyecek olabilmesidir. Bu bağlamda da ticari ve zirai faaliyet gibi sermayeye dayalı bir organizasyonda kesin sonuç vergilendirme dönemini oluşturan takvim yılından daha uzun süre içinde alınır. Dolayısıyla daha uzun süre içinde ortaya çıkacak gerçek ve kesin sonuç belli olmadan sermayedeki kayıp faaliyetin normal icabı sayılır ve bu zarar işletme zararı olarak kabul edilir. Bu nedenle, aynı yıl veya ileriki yıllarda, diğer gelir unsurlarından mahsup edilir. Zarar mahsubu beş yıllık süre içinde gerçekleştirilemediği takdirde; mahsup hakkı ortadan kalkar. Bu süre içinde mahsup edilemeyen zararın, faaliyetin normal icapları dışında sermayede meydana gelen kesin kayıp olduğu kabul edilir.
Bu nedenle de söz konusu zararın bilahare beyan edilmesi zorunlu olan herhangi bir beyan unsurundan indirim konusu yapılması da mümkün değildir.
Birbirini izleyen birden fazla yılın faaliyet sonucu zararlı olduğunda, sonraki yılların gelirlerinden, öncelikle en önceki yıl zararından başlanarak mahsup yapılır. Bu aşamada da sıraya uyulmaması, beş yıllık zarar mahsup süresi geçilmemiş olması kaydıyla zarar mahsubu hakkını ortadan kaldırmamaktadır. (Beyanname Düzenleme Kılavuzu, HUD, 2010, Sf: 259)
Tam yükümlü gerçek kişiler, yurtdışındaki faaliyetlerinden doğan zararlarını da faaliyette bulunulan ülkenin vergi yasalarına göre beyan edilen vergi matrahlarının zararda dahil olmak üzere, her yıl o ülke mevzuatına göre denetim yetkisi verilen kuruluşlar tarafından rapora bağlanması ve bu raporun aslı ve tercüme edilmiş bir örneğinin Türkiye'deki ilgili vergi dairesine ibrazı halinde, mahsup edebilirler. (Gelir Vergisi Yasası Madde: 88/4)
Yasal düzenleme gereği "Denetim kuruluşlarınca hazırlanacak raporun ekinde yer alan vergi beyanlarının, bilanço ve kâr-zarar cetvellerinin o ülkedeki yetkili mali makamlarca onaylanması zorunludur. Bu bağlamda faaliyette bulunulan ülkede denetim kuruluşu olmaması halinde, her yıla ait vergi beyannamesinin, o ülke yetkili makamlarından alınan birer örneğinin mahallindeki Türk elçilik ve konsoloslukları, yoksa orada Türk menfaatlerini koruyan ülkenin aynı mahiyetteki temsilciliklerine onaylatılarak, aslının ve tercüme edilmiş bir örneğinin ilgili vergi dairesine ibrazı yeterli" olmaktadır.
Yurtdışındaki zararlarını, Türkiye'de elde edilen kazanç ve iratlardan mahsup etmek isteyen mükelleflerin, yurtdışı faaliyet sonuçlarını her yıl yukarıda belirtilen esaslara göre belgelendirmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde yurtdışında doğan zararın, Türkiye'de elde edilen gelirden mahsubu mümkün olmayacaktır.
Türkiye'de mahsup edilen yurtdışı zararın, ilgili ülkede mahsup edilmesi halinde, Türkiye'deki beyannameye dahil edilecek yurtdışı kazanç, mahsuptan önceki tutar olacaktır.
Türkiye'de Gelir Vergisi'nden istisna edilen kazançlarla ilgili yurtdışı zararlar, yurtiçindeki kazanç ve iratlardan mahsup edilememektedir.
Vergi Usul Yasası uyarınca tutulması zorunlu kılınan defterler ve bu defterlerin dayanağı belgelerin muhafaza ve ibrazında zamanaşımı süresi beş yıldır. Bu süre, defter ve belgelerin ilgili olduğu yılı izleyen yılın başından başlamaktadır.
Belli bir dönemle ilgili olarak beyan edilen zararın sonraki yıllar gelirinden mahsup edildiği hallerde ise; süre zarar mahsubunun tamamen bittiği yılı izleyen yılın başından itibaren hesaplanmaktadır.
19.03.2010
Kayseri Ticaret odasında toplanan sivil toplum örgütleri işsizlik, ekonomi, istihdam sorunlarını ele aldılar. İlk konuşmayı Ticaret Odası başkan vekili Mustafa Erçalık yaptı.
Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanvekili Mustafa Erçalık, ''Şayet bir ekonomi iş ve aş üretemiyorsa ya da yeterince üretememişse orada başarıdan söz edilemez'' dedi. Erçalık, KTO Konferans Salonu'ndaki 4. Odalar Ortak Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin en önemli sorununun işsizlik olduğunu belirtti. Kayseri Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Karaman da 2009 yılında Kayseri olarak Türkiye ortalamasının altında bir küçülme yaşadıklarını söyledi. KTO Meclis Başkanı Bekir Adıyaman ise sivil toplum kuruluşlarının muhalefet unsuru değil, temsil ettikleri kitlelerin gözü, kulağı ve sesi olduklarını söyledi. Çözülemeyen sorunları yüksek makamlara önerileriyle sunarlar çözüm beklerler. Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat Özsoy ise konuşmasında, Bütün başarılı yönetici, idareci, iş adamı ve siyasetçilerin yanında bir muhasebecinin olduğunu belirterek, günümüzde de dünyada gelişmiş ülkelere baktığımız zaman en önemli mesleklerden birinin muhasebecilik olduğunu dile getirdi.’Planın, bütçenin ve muhasebenin olmadığı hiçbir kurum ve kuruluşun başarıya ulaşması mümkün değildir’’ diyen Özsoy, 2010 yılında her kurum ve kuruluş üzerine düşen görevi en iyi şekilde yapmalıdır. Bunların başında hiç tartışmasız hükümet gelmektedir. Meclisimizin vergi mevzuatlarında yapacağı değişikliklerle mükellefleri daha teşvik edici daha geliştirici bir hale getirmemiz gerekmektedir’’ diye konuştu.
11 Mart 2010, Kayseri Hakimiyet Gazetesi
11.03.2010
Oda yönetimi, komisyon üyeleri ve serbest muhasebeci mali müşavirlerin aileleriyle katıldığı programda konuklar canlı müzik eşliğinde keyifli vakit geçirerek 1 Mart Muhasebeciler Günü’nü kutladılar.
Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat Özsoy Programda yaptığı konuşmada, ‘’1 Mart Muhasebeciler Günü, 3568 sayılı serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik hakkında kanun ile birlikte resmi statü kazanan muhasebe meslek erbabının resmi bayramı olarak kutlanmaktadır. Bu yasayla muhasebe meslek mensupları mesleki statülerine gerçek anlamda kavuşmuşlardır. Günümüzde birçok alanda sektörel gelişim ve değişimler yaşanmaktadır. Muhasebe mesleği de bütün bunlardan etkilenmekle birlikte bu gelişmeleri izleyen, analiz eden, yön veren, uzmanlaşmanın öneminin arttığı denetim mesleği olarak çağdaş yaşamda yerini almış, ülkemizde ve uluslararası platformda saygınlığının ve etkinliğinin artırılarak sağlamlaştırılması gereken bir meslek olmuştur. Bu durum, biz SMMM Odaları ve yöneticileri için de kararlı, güvenilir, etkin, şeffaf bir yönetim anlayışıyla öncü ve örnek bir idare olmayı, sorumluluk bilinci içerisinde çözüm odaklı çalışmayı gerektirmektedir.Bu doğrultuda Kayseri SMMM Odası yönetimi olarak bizler de göreve geldiğimiz ilk günden itibaren bunun bilincinde olarak hareket ettik ve etmeye de devam edeceğiz.
Bu bağlamda tüm serbest muhasebeci ve mali müşavirlerin, yeminli mali müşavirlerin, meslek mensubu adayı olan stajyerlerimizin 1 Mart Muhasebeciler Günü’nü kutlar, 2010 yılının Türkiye ve meslek mensuplarımız için bütün sıkıntılara rağmen iyi geçmesini dileyerek hepinize saygılar sunarım’’ dedi.
3 Mart 2010, Kayseri Havadis Gazetesi
03.03.2010
22 Şubat – 28 Şubat 2010 tarihleri arasında 21’incisi kutlanan “Vergi Haftası” etkinlikleri çerçevesinde,Kayseri Vergi Dairesi Başkanı Sayın Niyazi ÖZKÖK, Grup Müdürleri ve Başkanlık Birim Amirleri ile birlikte 22 Şubat 2010 Pazartesi günü, saat 11.30'da Kayseri SMMM Odasını ziyaret etti. Oda Başkanı Sayın Suat ÖZSOY ve Üyelerinin ev sahipliğini yaptığı ziyarette “Vergi Haftası” etkinlikleri ile ilgili bilgi verilerek karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
Ziyaret esnasında Kayseri Vergi Dairesi Başkanı Niyazi Özkök bir konuşma yaptı. ‘’ Vergi Haftası hepimizin haftası, Vergi ise hepimizin işidir. Burada sadece devlet ve vatandaşlar karşılıklı taraf değildir. Aksine devlet de, vatandaşlar da aynı taraftadır. Dayanışma içinde ve birlikte öncelikle ülkemizin refahı ve kalkınması için çalışmalıyız. Bu durumda da başta siz muhasebecilere, mali müşavirlere düşen görev de mükelleflerinize vergiden kaçınmayı değil vergi verme konusunda telkinde bulunmanızdır. Geçen yıla oranla bu yıl, vergi de tahakkuk % 22,5, tahsilât ise %30 artmıştır. Bu durum çok sevindiricidir. Verginin tabana yayılması ve mükellef sayısının artması için hepimiz üzerimize düşen görevleri layıkıyla yerine getirerek dayanışma içinde çalışmalıyız’’ dedi.
Ziyarette konuşan Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat ÖZSOY da, Vergi Dairesi Başkanlığı ile çok uyumlu çalıştıklarını ve dayanışma içerisinde bulunduklarını belirterek, KSMMMO olarak her zaman her konuda yardıma hazır olduklarını ve üzerlerine düşen görevleri layıkıyla yapacaklarını dile getirdi. Özsoy, Kayseri Vergi Dairesi Başkanı ve beraberindeki birim amirlerinin vergi haftasını kutlayarak ziyaretlerinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
25 Şubat 2010, Kayseri Hakimiyet Gazetesi
25.02.2010
Metin Taş-Sezgin Özcan
Okurlarımızdan yoğun olarak soru aldığımız konulardan biri de çalışmayan, herhangi bir sosyal güvencesi olmayan, eşinden, ana veya babasından dolayı sağlık hizmeti alamayan kişiler ile 18 yaşını doldurmuş olup eğitimleri devam etmeyen çocuklarının nasıl sağlık hizmeti alacağı ile ilgili. Sorular;
'Herhangi bir işte çalışmıyorum, nasıl sağlık hizmeti alabilirim?
Bayanım, eşimden ayrıldım, çalışmıyorum, nasıl sağlık hizmeti alabilirim?
Çocuğum 18 yaşını bitirdi, üniversiteye giremedi, sağlık hizmetini nasıl alacak?' şeklinde uzayıp gidiyor.
Öncelikle şunu belirtelim. Vatandaşlarımızın hepsi istisnasız genel sağlık sigortalısı sayılıyor. Kimsenin genel sağlık sigortası kapsamı dışında kalması söz konusu değil. Bazıları zorunlu sigortalılıkları kapsamında, bazıları almakta oldukları gelir ve aylığa bağlı olarak, bazıları yeşil kart kapsamında, bunların dışında kalanlar ise genel sağlık sigortası primi ödemek suretiyle sağlık hizmeti alabiliyorlar.
ÇOCUKLARIN DURUMU 1 Ekim 2008 öncesinde erkek çocuklar öğrenimlerinin devam etmesine bağlı olarak 25 yaşını doldurana kadar; kız çocukları ise öğrenim ve yaş şartı olmaksızın, evlenmedikleri sürece ana veya babalarının bakmakla yükümlü olduğu kişi olarak sağlık hizmeti alabiliyorlardı.
1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na göre, çocuklara kız-erkek ayrımı olmaksızın 18 yaşına kadar sağlık hizmeti veriliyor.
18 yaşını dolduran çocuklar; lise ve dengi öğrenim veya 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nda belirtilen aday çıraklık ve çıraklık eğitimi ile işletmelerde mesleki eğitim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurana kadar ana veya babalarının bakmakla yükümlü olduğu kişi olarak ücretsiz sağlık hizmeti alabiliyorlar. Kız-erkek ayrımı olmaksızın 18 yaşını doldurmuş olan ve öğrenimi devam etmeyen çocuklar ana veya babalarından sağlık hizmeti alamıyorlar.
18 yaşını doldurmuş olup eğitime devam edemeyen kız ve erkek çocuklar ile sigortalı bir işte çalışmayan veya eşinden dolayı da sağlık hizmeti alamayan bireylerin sağlık hizmeti alabilmeleri iki şekilde mümkün.
Ya genel sağlık sigortası primi ödeyecekler ya da yoksul olduklarını kanıtlayacaklar.
YOKSULLUĞUN KANITLANMASI Prim ödemeksizin sağlık hizmeti alabilmek için Kaymakamlık Yeşil Kart Bürosuna başvurulması, gelirin asgari ücretin üçte birinden az olduğunun tespit ettirilmesi gerekiyor. Aile içindeki (ana, baba, kardeşler) gelirin kişi başına düşen aylık tutarının asgari ücretin üçte birinden (243 TL) az olması halinde sağlık hizmeti Yeşil Kart Kanunu kapsamında prim ödemeden alınıyor.
Aile içindeki gelirin kişi başına düşen aylık tutarının asgari ücretin üçte birinden fazla olması halinde ise gelir durumuna göre kademeli olarak belirlenen prime esas kazanç tutarı üzerinden yüzde 12 oranında prim ödenerek sağlık hizmeti alınabiliyor.
GELİR DURUMUNA GÖRE PRİM ÖDEMEK Aile içindeki gelirin kişi başına düşen aylık tutarının asgari ücretin üçte birinden fazla olması halinde, gelir durumuna göre kademeli olarak belirlenen prime esas kazanç tutarı üzerinden yüzde 12 oranında prim ödenerek sağlık hizmeti alınabiliyor.
Yeni asgari ücrete göre aile içindeki gelirin kişi başına düşen tutarı;
l Asgari ücretin üçte biri (243 TL) ile asgari ücret (729 TL) arasında olanlar asgari ücretin üçte birinin (243 TL'nin) yüzde 12'si tutarında (29,16 TL),
l Asgari ücret (729 TL) ile asgari ücretin iki katı (1.458 TL) arasında olanlar asgari ücretin (729 TL'nin) yüzde 12'si tutarında (87,48 TL),
l Asgari ücretin iki katından (1.458 TL'den) fazla olanlar ise asgari ücretin iki katının (1.458 TL'nin) yüzde 12'si tutarında (174,96 TL), genel sağlık sigortası primi ödeyerek sağlık hizmeti alabilecekler.
AKLINIZDA BULUNSUN
Kayıtlarda arsa olarak görünen binanın emlak vergisi
KAYITLARDA arsa olarak görünen taşınmazın bina olarak kullanıldığının mükelleflerce bildirilmesi veya herhangi bir şekilde belediyenin bilgisi dahiline girmesi halinde, yapı kullanma izin belgesi alınmamış olsa dahi emlak vergisinin bina vergisi olarak ödenmesi gerekiyor.
Yurtdışında ev hanımı olarak geçen sürelerin borçlanılması
1987 yılında SSK'lı olan gelinim, 18 yıldır Amerika'da yaşıyor. Orada hiç çalışmadı. Şimdi ev kadınlarına tanınan haktan yararlanarak emekli olmak istiyor. Ancak SSK başlangıcı olduğu halde, 'Bağ-Kur'dan emekli olacaksınız ve 9000 günü doldurmanız lazım' dediler.
Sizin geçen günkü (18 Şubat 2010 tarihli AKŞAM'daki) yazınızdan, 5000 günü doldurup SSK'dan emekli olabilir anlamını çıkardık. Yanlış mı anladık? Bu durumda 5000 gün hesabı ile SSK'dan emekli olabilir mi? Yoksa SSK'dan emekli olması için orada 3,5 sene çalışması mı gerekiyor? Fikret Ökten
Yurtdışında geçen sürenin çalışarak veya ev hanımı olarak geçmiş olmasının, borçlanılan sürenin hangi sigortalılık haline göre geçmiş sayılacağında etkisi bulunmuyor. Yurtdışında ev hanımı olarak geçen sürelerin borçlanılması halinde de borçlanma talep tarihindeki sigortalılık hali belirleyici oluyor. Konuya ilişkin yanlış uygulamayı SGK 2008/115 sayılı Genelge ile düzeltti.
Buna göre, Türkiye'de SSK kapsamında sigortalı hizmeti bulunan gelininizin yurtdışında ev kadını olarak geçen süreleri, ilgili sosyal güvenlik il müdürlüğünce/sosyal güvenlik merkezince borçlandırılacak ve borçlandırılan süreler 4/a (SSK) kapsamında geçmiş bir hizmet olarak kabul edilecektir.
SSK sigorta başlangıcı 23.05.1987 tarihinden önce ise 5150 prim günüyle 43 yaşını, 23.05.1987 tarihinden sonra ise 5225 prim günüyle 44 yaşını doldurduğu tarihte emeklilik şartlarını yerine getirmiş olur.
GÜNÜN SÖZÜ
'Yavaş atın çiftesi pek olur.' Türk Atasözü
25.02.2010
2009 yılında elde edilen gelirlerin beyanı 1 Mart Pazartesi günü başlıyor..
2010 yılı Ocak ayı itibariyle, gerçek usulde gelir vergisi mükellefi sayısı 1 milyon 648 bin 948 kişi..
Bunlar, 1- 25 Mart 2010 tarihleri arasında, yıllık gelir vergisi beyannamesi verecekler. HANGİ GELİRLER? 2009 yılında elde edilen;
1. Ticari kazançlar,
2. Zirai kazançlar,
3. Serbest meslek kazançları,
4. Ücretler (birden fazla işverenden elde edilen),
5. Menkul sermaye iradları (beyana tabi olan)
6.Gayrimenkul sermaye iradları (Konutlarda 2.600, işyerlerinde 22 bin TL’yi aşan kiralar),
7. Diğer kazanç ve iradlar,
1-25 Mart 2010 tarihleri arasında, yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmek suretiyle ilgili vergi dairesine beyan edilecek. BEYAN SINIRI
Ticari, zirai ya da mesleki kazancından dolayı gerçek usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, yapmış oldukları bu faaliyetler nedeniyle, gelir elde etmeseler dahi, beyanda bulunmak zorundalar.
Gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı, ücret ve diğer kazanç ve iradlarda ise, elde edilen gelirin belli sınırı aşması durumunda, beyanname verilmesi gerekiyor. KİRA GELİRLERİ
Konut kira gelirlerinin, yıllık tutarının 2009 yılında, 2.600 lirayı aşması durumunda, yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekiyor.
İşyeri kira gelirlerinin ise, yıllık gayrisafi tutarının 2009 yılında 22 bin lirayı aşması durumunda beyan edilmesi gerekiyor.
2009 yılında, aylık 7.966 TL, yıllık 95 bin 600 liraya kadar işyeri kira geliri elde edenler, beyanname verecekler ancak gelir vergisi ödemeyecekler. Aksine vergi iadesi alacaklar. Bu tutar, 2010 yılı işyeri kira gelirleri için de hemen hemen aynı.
Buna göre; 2010 yılında; aylık 7.973 TL, yıllık 95 bin 680 liraya kadar olan işyeri kira gelirleri beyan edildiğinde, gelir vergisi ödenmeyeceği gibi, üste vergi iadesi alınacak.
Merak edenler için belirtelim, vergi iadesi, işyeri kira gelirlerinden kesilen yüzde 20 stopajın, ödenecek gelir vergisinden mahsup edilmesi nedeniyle ortaya çıkıyor. KÂR PAYI VE TEMETTÜ
2009 yılında, ortağı olduğu limited şirketten kar payı, anonim şirketten ise “temettü” geliri elde eden gerçek kişilerin, bu gelirlerinin yarısı 22 bin lirayı aşıyorsa, 1-25 Mart 2010 tarihleri arasında yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekiyor.
2009 yılında elde edilen kar payı veya temettü gelirinin, yıllık gayrisafi tutarı, 239 bin TL’yi aşmadığı sürece, gelir vergisi ödenmiyor, üste vergi iadesi alınıyor. ÜCRET GELİRLERİ
Çok kişi farkında değil ama birden fazla işverenden ücret alanların, birincinin dışındaki işveren ya da işverenlerden elde ettikleri ücret gelirinin, yıllık tutarı 2009 ve 2010’da 22 bin lirayı aşması durumunda, ücret gelirlerinin yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilip gelir vergisi ödenmesi gerekiyor.
Ücret gelirlerinin vergisi hesaplanırken; daha önce ücretlerden kesilen gelir vergisinin tutarı, hesaplanan gelir vergisinden mahsup ediliyor.
İnşaat Taahhüt İşletmelerinde Muhasebeye Yön Veren Kurallar
Doç. Dr. Ali ALAGÖZ
Selçuk Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi
1.Giriş
Kendi adına ve hesabına veya taahhüt yoluyla başkalarına inşaat yapan işletmelere inşaat işletmeleri adı verilir (Öcal ve diğ., 2003: 5). İnşaat işletmeleri, gerçekleştirdikleri faaliyetler sonucunda özel inşaatlarda mamul, taahhüt şeklindeki inşaatlarda ise bir hizmeti sunan özel üretim işletmeleridir
Taahhüt şeklinde inşaat faaliyeti, inşaat sektöründe faaliyette bulunan işletmelerin kendi nam ve hesabına gerçek ve tüzel kişilere karşı sözleşmede belirlenen şartlar altında bir yapıyı meydana getirmek üzere yaptıkları inşaat faaliyetleridir. Taahhüt şeklindeki inşaat işlerinin taşıması gereken unsurları şu şekilde sıralamak mümkündür( Çankaya, 2003: 19)
a)İş Sahibi (İhale makamı)
b)Müteahhit ( Yüklenici)
c)Sözleşmeye konu inşaat işi
d)Ücret
2. Muhasebeleştirme Yöntemleri
İnşaat işleri genellikle birden fazla hesap dönemi içerisinde tamamlanan hizmet üretim faaliyeti olduklarından, bu faaliyetlerin muhasebeleştirilmesi bir takım farklılıklar ortaya çıkarmaktadır. Birden fazla hesap dönemini kapsayan inşaat işi ile ilgili oluşan maliyet ve gelirlerin hangi hesap döneminin sonuçları içerisinde gösterileceği tartışmaların odağını oluşturmaktadır.
Muhasebe uygulamasında yıllara yaygın inşaat işlerinde oluşan maliyet ve gelirlerin muhasebeleştirilmesinde tamamlanmış sözleşme ve tamamlanma yüzdesi yöntemleri kullanılmaktadır.
A-Tamamlanmış Sözleşme ( Tamamlama ) Yöntemi
Bu yöntemde, yıllara yaygın inşaat işinden kaynaklanan maliyetler ve gelirler, inşaat işinin devam ettiği hesap dönemlerinde bilanço hesaplarında kayıt altına alınır ve inşaat işinin tamamen veya büyük oranda tamamlandığı hesap döneminde sonuç hesaplarına yansıtılarak faaliyet sonucu belirlenir.
Tamamlanmış Sözleşme yöntemi, Gelir Vergisi Kanunu’nda muhasebeleştirmede önerilen yöntemdir
B- Tamamlanma Yüzdesi Yöntemi
Bu yöntem, dönemsel olarak finansal tablolara yansıtılacak gelir ve giderlerin belirlenmesinde sözleşmenin tamamlanma aşamasının temel alınması esasına dayanır. Tamamlanma yüzdesi yöntemi, muhasebe temel kavramlarından “dönemsellik kavramı”nın gereklerini karşılayan bir uygulamadır. Yöntemde sözleşme geliri, ulaşılan tamamlanma aşamasına kadar katlanılan inşaat maliyetiyle eşleştirilerek, dönemsel olarak bitirilen işle orantılı gelir, gider ve sonucunda oluşan kârın raporlanması sağlanır. Böylelikle, yöntem aracılığıyla, dönem sonucu konusunda bilgi kullanıcılarının doğru ve tutarlı bilgilere zamanında ulaşımı sağlanmakta, hesap dönemleri arasında faaliyet sonucu açısından büyük tutarsızlıkların doğması engellenerek, ilgili dönemde sözleşme kapsamındaki işin aşaması ve işteki ilerleme konusunda yararlı bilgilerde finansal tablo kullanıcılarına iletilebilmektedir.
Taahhüt işletmesi, işe ilişkin tamamlanma yüzdesini güvenilir biçimde ölçmede girdiyi esas alan veya çıktıyı esas olan tahmin tekniklerinden (Girdi - çıktı analizleri) yararlanabilir. Girdiyi esas alan ölçüm yöntemlerinde, bir sözleşmenin tamamlanma ölçüsü, işle ilgili olarak o ana kadar katlanılan maliyetlerle belirlenirken, çıktıyı esas alan ölçüm yöntemlerinde sözleşmenin geldiği aşama, fiziksel ölçümlerle belirlenmeye çalışılır. Girdiye esas alan yöntemler objektiflik, güvenilirlik ve uygulanabilirlik açısından çıktıyı esas alan yöntemlere nazaran daha avantajlıdırlar.
Tamamlanma Yüzdesi(Oranı) = Fiili Maliyet / Tahmini Sözleşme Maliyeti
Gelecekte yapılacak işlere ilişkin olarak alınan malzeme maliyetleri ile taşeronlara yapılan avans ödemeleri fiili sözleşme maliyetlerine dahil edilmemelidir. Bu tür sözleşme maliyetleri, geri alınmasının muhtemel olması koşuluyla müşteriden olan alacağı temsil eden tutarlar olarak varlık hesaplarında izlenmeli ve bilançoda gösterilmelidir
İlk Yıl :
Dönem Sözleşme Geliri = Toplam Sözleşme Bedeli x Tamamlanma Yüzdesi
Dönem Sözleşme Maliyeti = Tahmini Toplam Sözleşme Maliyeti x Tamamlanma Yüzdesi
İzleyen Yıllar
Dönem Sözleşme Geliri = (Tamamlanma Yüzdesi x Toplam Sözleşme Bedeli) – Önceki Dönemlerde Kayıt Altına Alınan Sözleşme Gelirleri
Dönem Sözleşme Maliyeti = Tamamlanma Yüzdesi x Tahmini Toplam Sözleşme Maliyeti - Önceki Dönemlerde Kayıt Altına Alınan Sözleşme Maliyetleri
TMS 11 İnşaat Sözleşmeleri standardı, inşaat sözleşmesine ilişkin gelir, gider ve maliyetlerin muhasebeleştirilmesinde güvenilir biçimde tahmin edilebilme koşulu ile tamamlanma yüzdesi yönteminin uygulanmasını önermektedir.
3- Kayıt Süreci
GVK ile getirilen düzenlemeler, yıllara yaygın inşaat ve onarım işi yapan işletmelerde vergiye tabi kazancın hesaplanması ve beyan edilmesine ilişkin bir düzenleme olmakla birlikte Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğleri ile getirilen düzenlemelerde bu eksende oluşmuştur. 1 ve 2 Sayılı Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğlerinde getirilen düzenlemeler çerçevesinde taahhüt işletmeleri inşaat işlerine ait maliyet ve gelirleri 74 Hizmet Üretim Maliyeti, 17 Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Maliyetleri ve 35 Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Hakedişleri hesap gruplarındaki hesaplar aracılığıyla kayıt altına alır ve raporlarlar.
Tamamlanmış Sözleşme yöntemine göre yapılandırılan Tekdüzen Hesap Planı Uygulaması’nda taahhüt işletmesi, inşaatın tamamlanmasına değin inşaat sözleşmesi maliyetlerini 17 Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Maliyetleri grubundaki hesaplarda, müşteriden aldığı hak ediş bedellerini ise 37 Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Hakedişleri hesap grubundaki hesaplarda izlemekte ve bu tutarlar bilançoda gösterilmektedir. İnşaat işinin tamamlandığı tarihte bu hesaplarda biriken tutarlar 622 Hizmet Üretim Maliyeti ve 600 Yurtiçi Satışlar hesaplarına aktarılarak inşaat işine ait maliyet ve gelirler sonuç hesaplarına aktarılmaktadır. Böylelikle inşaat sözleşmesinden doğan maliyet ve gelirler ihtiyatlı bir anlayışla ele alınmakta ve işin tamamlanmasına değin sonuç hesaplarına yansıtılmamaktadır.
74 HİZMET ÜRETİM MALİYETİ
Bu hesap grubu, yıllara yaygın inşaat işi yapan inşaat işletmeleri gibi hizmet işletmeleri ile ilgilidir. Yıllara yaygın inşaat işleri yapan inşaat işletmeleri, üretim maliyetlerini bu hesap grubunda yer alan hesaplar aracılığıyla izlerler.
740 HİZMET ÜRETİM MALİYETİ HESABI
a.Niteliği
Hesap, hizmet işletmelerinde üretilen hizmetler için yapılan giderlerin izlenmesinde kullanılır. Giderler tahakkuk ettikçe bu hesaba kaydedilir. Aynı anda ilgili gider yerleri ve gider çeşidi hesabına da kayıt yapılır.
b.İşleyişi
Hizmet işletmelerinde üretilen hizmetler için yapılan giderlerin fiili tutarları bu hesabın borcuna kaydedilir. Dönem sonlarında bu hesap “741 Hizmet Üretim Maliyeti Yansıtma” hesabı ile karşılaştırılarak kapatılır.
ÖRNEK : Hesap dönemi içerisinde sağlık ocağı ve okul inşaatı işlerini yürüten işletmede bu işlere ilişkin tespit edilen gider tutarları aşağıdaki gibidir.
Gider Çeşitleri
Sağlık Ocağı İnşaatı
Okul İnşaatı
0 İlkmadde ve Malzeme Giderleri
400.000
600.000
1 İşçi Ücret ve Giderleri
350.000
450.000
3 Dışarıdan Sağlanan Fayda ve Hizmetler
250.000
400.000
4 Diğer Giderler
150.000
200.000
5 Vergi Resim ve Harçlar
30.000
10.000
6 Amortisman ve Tükenme Payları
70.000
100.000
TOPLAM
1.250.000
1.760.000
Veriler ışığında yapılması gereken kayıt aşağıdaki gibi olacaktır.
Bu hesap, hizmet maliyetini oluşturan giderlerin “622 Satılan Hizmet Maliyeti” hesabına taahhüt işleri yapan inşaat şirketlerinde ise dönem içinde yapılan inşaat giderlerini “170 Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Maliyetleri” hesabın devrinde kullanılır.
b.İşleyişi
Önceden saptanmış maliyet yöntemlerinin uygulandığı durumlarda, önceden saptanmış hizmet maliyetini oluşturan giderler, fiili maliyet yönteminin uygulandığı durumlarda ise “740 Hizmet Üretim Maliyeti Hesabı”nın borcunda biriken tutarlar, bu hesabın alacağı karşılığı “622 Satılan Hizmet Maliyeti Hesabı”nın veya 170- 178 Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Maliyetleri Hesabının borcuna aktarılır. Dönem sonlarında bu hesap “740 Hizmet Üretim Maliyeti Hesabı” ile karşılaştırılarak kapatılır.
ÖRNEK : 740 Hizmet Üretim Maliyeti hesabının yılsonu borç toplamı 3.010.000.-TL olup, bu tutarın 1.250.000.-TL’lik kısmı Sağlık Ocağı inşaatı, 1.760.000.-TL’lık kısmı ise Okul inşaatına aittir.Her iki iş, dönemsonu itibariyle halen devam etmektedir.
Bu hesap; fiili hizmet üretim maliyetleri ile, önceden saptanmış hizmet üretim maliyetleri arasındaki olumlu veya olumsuz farkları gösterir.
Hesap, tahmini veya standart maliyeti uygulayan hizmet işletmelerinde kullanılır.
b.İşleyişi
Hizmet üretim maliyetlerinin fiili tutarları ile önceden saptanmış hizmet üretim maliyeti arasındaki olumlu veya olumsuz farkların izlendiği hesaptır. Olumsuz farklar hesabın borcuna, olumlu farklar hesabın alacağına kaydedilir. Dönem sonlarında bu hesap “622 Satılan Hizmet Maliyeti Hesabına” veya “170 – 177 Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Maliyetleri hesabına” aktarılarak kapatılır.
17 YILLARA YAYGIN İNŞAAT VE ONARIM MALİYETLERİ
Yıllara yaygın inşaat ve onarım işi yapan işletmelerin, bu işleri dolayısıyla yaptıkları harcamaların izlediği hesap grubudur.
170 – 177 YILLARA YAYGIN İNŞAAT VE ONARIM MALİYETLERİ HESABI
a. Niteliği
İşletmenin üstlendiği yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinin maliyetlerinin oluşturulduğu hesaplardır. Bu hesaplar projeler bazında izlenir.
b. İşleyişi
İşletmenin üstlendiği inşaat ve onarım işleri ile ilgili giderleri, “741 Hizmet Üretim Maliyeti Yansıtma Hesabı” ve faaliyet giderleri ile finansman giderlerinden dönem gideri olarak değerlendirilmeyip, inşaat ve onarım işine düşen ortak gider payları ise “751, 761, 771 ve 781” kod numaralı yansıtma hesaplarına alacağı karşılığında bu hesaplara borç kaydedilir. Bu hesaplarda oluşan maliyet, geçici kabul yapıldığında “622 Satılan Hizmet Maliyeti” hesabına devredilir.
Bu hesaplarda izlenen faaliyet gideri ve finansman gideri paylarının inşaat işinin geçici kabulünün yapıldığı dönemde 63 ve 66 nolu hesap gruplarına yansıtılması faaliyet giderlerinin gelir tablosunda ayrıca raporlanması esasına aykırılığı ortadan kaldıracaktır ( Akdoğan,2007: 897).
ÖRNEK: Sağlık Ocağı İnşaatı tamamlanmış ve geçici kabulü yapılmış olup, hesapta biriken toplam maliyet 4.300.000.-TL’dir. Bu tutarın 70.000.-TL’lık bölümü genel yönetim gideri, 40.000.-TL’lık bölümü ise finansman gideridir.
Bu hesap, yıllara yaygın inşaat ve onarım faaliyetinde bulunan işletmeler tarafından, taahhüt konusu inşaat ve onarım işinin bir kısmının ya da tamamının taşeronlara yaptırılması durumunda, taşeronlara verilen avansların proje bazında izlenmesi için kullanılır.
b. İşleyişi
Taşeronlara avans verildiğinde bu hesaba borç, avansın taşeronun yaptığı işe mahsubunda ise alacak kaydedilir.
ÖRNEK:
a)İşletme, okul inşaatı hafriyat işini yürütecek taşeron firma Sağlam Hafriyat’a 30.000.-TL avansı Damga Vergisi kesintisi yapılarak bir ay vadeli çek düzenleyerek ödemiştir.
Bu grup, yıllara yaygın taahhüt işleri yapan işletmelerin üstlendikleri işlerden, gerçekleştirdikleri kısım karşılığında aldıkları hak edişlerin izlendiği hesapları kapsar.
350–357 YILLARA YAYGIN İNŞAAT VE ONARIM HAKEDİŞ BEDELLERİ HESABI
a. Niteliği
İşletmenin üstlendiği yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinden, tamamladığı kısımlar için düzenlenen hakediş bedellerinin izlendiği hesaplardır. Bu hesap grubu “170–177” nolu hesaplara paralel olarak düzenlenir. Yıllara yaygın inşaat işi yapan işletmelerin, gerçekleştirdikleri kısımlar için düzenlenen hakedişler karşılığında, nakden veya hesaben aldıkları paralar, işin bitiminde katlanılan maliyet ile eşleştirilmek amacıyla sonuç hesaplarına yansıtılıncaya kadar bu hesaplarda biriktirilir. Yapılan işe karşılık olmayan ihzarat avansları bu hesaba alınmayıp, “340 Alınan Sipariş Avansları” hesabında açılacak yardımcı hesaplarda izlenir.
b. İşleyişi
Yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri ile ilgili olarak düzenlenen ve işverenler tarafından onaylanan hakediş bedelleri bu hesaplara alacak olarak yazılır. İşin geçici kabulü yapıldığında, bu hesaplarda toplanan hakediş bedelleri, ilgili satış hasılatı hesaplarının alacağı karşılığında bu hesaplara borç kaydedilir.
ÖRNEK : Deniz İnşaat Taahhüt A.Ş., spor salonu inşaatı ile ilgili olarak KDV hariç 2.000.000.-TL hakediş bedeli için fatura düzenleyerek müşteri Selçuk Üniversitesi’ne vermiştir.
Hizmet Bedeli = 2.000.000.-TL
Hesaplanan KDV (2.000.000 x 0.18 ) = 360.000.-TL
Fatura Tutarı = 2.360.000.-TL
(-) Kesintiler = ( 120.000.-TL)
Gelir Vergisi Stopajı = 2.000.000.-TL x 0.03 = 60.000.-TL
KDV Tevkifatı ( 360.000.-TL x 1/6) = 60.000.-TL
Tahsil Edilen Tutar = 2.240.000.-TL
___________________ …../…/…__________________
102 BANKALAR HESABI 2.240.000
10 İş Bankası
192 DİĞER KDV HESABI 60.000
04 Tevkif Edilen KDV
295 PEŞİN ÖDENEN VERGİ VE FONLAR 60.000
10 Kapalı Spor Salonu Hakedişi
350 YILLARA YAYGIN İNŞAAT VE
ONARIM HAKEDİŞ BEDELLERİ 2.000.000
10 Selçuk Üniversitesi
391 HESAPLANAN KDV 360.000
01 Hizmet Teslimleri KDV
___________________ …../…/…__________________
ÖRNEK: Geçici kabulü yapılan okul inşaatı ile ilgili büyük defter hesaplarının kalanları aşağıdaki gibidir. İnşaat maliyeti içerisinde 20.000.-TL genel yönetim gideri payı bulunmaktadır.
Hesap Adı
TUTAR
350 YILLARA YAYGIN İNŞAAT ve ONARIM HAKEDİŞ BEDELLERİ
Kayıt ve raporlama süreçlerinde tekdüzeliği ve ortak muhasebe terminolojisinin uygulamada oluşmasına katkıda bulunan Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğleri, işletmeler ile ilgililer arasında güven ortamının oluşturulmasına önemli ilerlemelere neden olmuştur. Ancak, uluslararası muhasebe standartlarına uyumun hala sağlanamaması nedeniyle finansal tablolardaki bilgilerin güvenilir ve karşılaştırılabilir olma özelliğinin kalite düzeyi istenen seviyeyi ulaşamamıştır.
Sözleşme maliyetleri ve gelirlerinin ölçülmesi ve raporlanmasında tamamlanma yüzdesi yöntemini esas alan TMS 11 İnşaat Sözleşmeleri Standardı’nın benimsenmesi durumunda inşaat sözleşmesinden doğan maliyet ve gelirlerin kayıt altına alınması ve raporlanmasında önemli farklılıklar oluşacaktır.
4- Vergi Kanunlarında Yer Alan Düzenlemeler
Taahhüt şeklindeki inşaat ve onarım işleri aynı hesap döneminde tamamlanması veya tamamlanmaması durumuna göre, vergilendirme rejimi açısından farklı uygulamalara konu olmaktadır.
Ülkemizde yıllara yaygın inşaat işi yapan işletmeler, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu(GVK)’nun 42–44 maddelerinde getirilen düzenlemeler doğrultusunda muhasebe uygulamalarını yürütürler. Bir işin GVK’nun 42’nci maddesi kapsamına girmesi için;
a) Faaliyet konusunun inşaat ve onarım işi olması,
b) İnşaat ve onarım işinin birden fazla yıla sirayet etmesi,
c) İnşaat ve onarım işinin resmi veya özel taahhütlere bağlı olarak yapılması gerekmektedir.
193 sayılı GVK’nda yıllara yaygın inşaat ve onarım işi yapan işletmelerle ilgili olarak özel bir vergilendirme rejimi oluşturulmuş olup, yıllık beyan ve vergilendirme esasından büyük ölçüde uzaklaşılarak işin bitiminde nihai vergilendirme anlayışı benimsenmiştir. GVK 42. maddesine göre, birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işlerinde kar veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılarak mezkur yıl beyannamesinde gösterilir.
İnşaat ve onarım faaliyetinin özel bir vergilendirme sistemine tabi tutulabilmesi için; yapılan faaliyetin bir inşaat ve onarım işi olması, belli bir taahhüde bağlı olarak yapılması ve inşaat ve onarım faaliyetinin bir hesap döneminden fazla sürmesigerekir (Yılmaz, 2006:111-114).
a) Gelir ve Kurumlar Vergisi Düzenlemeleri
Kurumlar Vergisi Kanunu(KVK) 13. maddesinde, “kurumlar vergisi, mükelleflerin bir hesap dönemi içerisinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır. Safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanunu’nun( GVK) ticari kazanç hakkındaki hüküm uygulanır” ifadesi yer almaktadır. Buna göre KVK’nun 1. maddesinde sıralanan işletmeler, kurum kazançlarını 193 sayılı GVK hükümlerine tespit ederler. Yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri yapan işletmeler için GVK’nun 42, 43 ve 44. maddelerinde açıklanan düzenlemelere göre şekillenen özel bir vergileme rejimi uygulanır.
b) Gelir Vergisi Stopajı Uygulaması
GVK madde 94/3 ve KVK’nun madde 15/1-a uyarınca, yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerini verenlere, yükleniciye yapacakları nakden veya hesaben her türlü hakediş ödemesinden (avans ödemeleri dahil) ödeme anında gelir vergisi tevkifatı yapma sorumluluğu yüklenmiştir. (GVK Md.94) Vergi tevkifatı, ücretler dışında kalan ödemelerde gayri safi tutarlar üzerinden yapılır (GVK md 96). Buna göre, gelir vergisi stopajı, sunulan hizmetler karşılığında elde edilen hasılat üzerinden gerçekleşir.
Sözleşmeye konu inşaat işi, başladığı yılda bitirilecekse, gelir vergisi stopajı yapılmaz. GVK’nun 94/3. maddesine göre; 42. madde kapsamına giren işler dolayısıyla bu işleri yapanlara (kurumlar dahil) ödenen istihkak bedellerinden, (2006/11449 Sayılı BKK, Yürürlük: 1.1.2007) %3 oranında vergi kesintisi yapılması öngörülmüştür. Taahhüt işletmeleri, hakediş bedelleri üzerinden yapılan gelir vergisi stopaj tutarlarını, işin tamamlandığı dönemde ortaya çıkacak olan kurumlar vergisi yükümlülük tutarı ile mahsuplaşma dönemine kadar 193/295 Peşin Ödenen Vergi ve Fonlar hesabında izler.
Yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri nedeniyle alınan hakedişlerden kesilen vergi tutarları, ilgili olduğu “inşaat/taahhüt ve onarım” işinin bitiminde verilecek beyannamede bildiriler kazanç üzerinden hesaplanacak olan gelir ve kurumlar vergisinden mahsup edilir. Bir inşaat ve onarım işinden yapılan vergi kesintisi, bir başka inşaatın hesaplanan gelir veya kurumlar vergisinden indirilemez. İndirilemeyen ya da mahsuptan arta kalan tutarlar; belli koşulların yerine getirilmesiyle, mükelleflerin diğer vergi borçlarına mahsup edilir veya iade edilebilir (GVK Md.121 ve KVK.Md.44)
c- Geçici Vergi Uygulaması
GVK’nun mükerrer 120. maddesine göre, yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinden elde edilen gelirler, geçici vergi uygulaması dışında bırakılmıştır. 217 Seri Nolu GVK Genel Tebliği’nde, yıllara yaygın inşaat ve onarım işi yapan mükelleflerin inşaat ve onarım işleri ile ilgili kazançları üzerinden geçici vergi ödemeyecekleri, mükelleflerin başka alanlardan elde ettikleri kazançların olması halinde bu kazançlardan dolayı geçici vergi mükellefiyetinin var olacağı ifade edilmiştir. Buna göre, inşaat ve onarım işi yürüten işletmeler, inşaat ve onarım işleri dışındaki faaliyetleri ile sınırlı bir geçici vergi mükellefiyeti altındadırlar. Geçici vergi mükellefiyeti doğması halinde ödenecek geçici vergi tutarından, yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerine ait kesilen stopajlar mahsup edilemez( Kızılot, 2008:300)
d- Katma Değer Vergisi Alanındaki Düzenlemeler
Katma Değer Vergisi’nde vergiyi doğuran olay, mal teslimi yada hizmet ifasıdır.(KDVK, md.10) Teslim ve hizmet işlemlerinde matrah, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedeldir. (KDVK, md.20). Yıllara yaygın inşaat ve onarma işleri genel oranda %18 KDV ‘ne tabidir.
KDV Kanunu'nun 9. maddesinde yer alan “….gerekli görülen hallerde vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir” hükmünden hareketle, Maliye Bakanlığı, 89 Seri Nolu KDV Genel Tebliği ile bazı kurum ve kuruluşlara, birbirlerine karşı ifa ettikleri hariç olmak üzere, yapım işleri ile bu işlerle ilgili mühendislik-mimarlık ve etüt-proje hizmetlerinden doğan katma değer vergisine tevkifat yapma sorumluluğu getirilmiştir. Bu kuruluşlar, hizmet alımlarına ait bedel üzerinden hesaplanan katma değer vergisinin 1/6’sını sorumlu sıfatıyla beyan edilmek ve ödenmek üzere tevkifata tabi tutarlar (99 Seri Nolu KDV Tebliği, 11/07/2006 Tarih, 26225 Sayılı Resmi Gazete, md. 5/2). Tevkifat, kullanılan malzemelere ait tutarlar da dahil olmak üzere toplam hizmet bedeli üzerinden hesaplanacaktır( Sezgi, 2004,147) . Öte yandan, yüklenicileri tarafından tamamen veya kısmen alt yüklenicilere (taşeronlara) veya daha alt yüklenicilere devredilmiş ve devredilecek yapım işlerinde, işi devreden her yüklenicinin, kendisine ifa edilen hizmete ait katma değer vergisi üzerinden bu tebliğdeki esaslar çerçevesinde tevkifat yapması uygun görülmüştür. Alt yüklenicilere uygulanan tevkifat, vergi sorumlusu kurum ve kuruluşlarca yapım işinin asıl yüklenicisine tevkifat uygulanmasına engel değildir.
e- Damga Vergisi Kanunu Düzenlemeleri
Damga vergisi, bir muamele vergisidir. Ticari, resmi ve medeni işlemlerle ilgili olarak düzenlenen kağıtlar damga vergisine tabidir. Damga vergisinde vergiyi doğuran olay kanunun ekindeki (1) sayılı tabloda yer alan kağıtların tanzimidir. Verginin mükellefi ise verginin konusuna giren kağıtları imza edenlerdir. Resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ait kağıtların damga vergisini kişiler öder(Kocabaş, 2007:201).
5281 sayılı Kanuna göre, yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri ile ilgili avans ve hakediş ödemeleri %o 7,5 ( binde 7,5) oranında Damga Vergisine tabidir( 45 Seri Nolu DVK Genel Tebliği, 27/12/2005 Tarih, 26036 Sayılı Resmi Gazete) . Damga vergisi, avans veya hakediş bedelinin brüt tutarı üzerinden hesaplanır. Ödenen damga vergisi tutarları, ilgili inşaat ve onarım işinin giderleri içerisinde kayıt altına alınır.
SONUÇ
Yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri sonucunda ortaya çıkan maliyet ve gelirlerin ölçülmesi, kayıt altına alınması ve raporlanmasını sağlamak amacıyla Tamamlanmış Sözleşme veya Tamamlanma Yüzdesi yöntemleri kullanılır. Yöntemler arasındaki temel farklılık kar/ zararın belirlenme ve raporlanma zamanıdır. İnşaat işinin uzun yıllar sürmesi nedeniyle doğabilecek riskler karşısında ihtiyatlı bir anlayışın geçerli olmasını öneren tamamlanmış sözleşme yöntemine karşılık tamamlanma yüzdesi yöntemi bilgi kullanıcılarının dönemsel olarak faaliyet sonuçları hakkında bilgilendirilmesini amaçlamaktadır. Tamamlanma yüzdesi yönteminde, inşaat işinin devam ettiği dönemlerde fiili maliyetleri ile tahmini gelirleri dönem sonuçlarına yansıtılarak, inşaat işinin faaliyet sonuçları üzerindeki etkisi dönemsel olarak raporlanmakta ve faaliyet sonucu bilgilerinin analizlerde yararlanılabilmesi imkanı oluşturulmaktadır.
Tamamlanmış sözleşme yöntemi, vergi mevzuatında kabul gören ve inşaat işinin tamamlanması ile oluşan fiili maliyet ve fiili gelir tutarları dikkate alınarak vergiye tabi kazancın tespiti amacına hizmet eden bir uygulamadır. Yöntem, inşaat işine ait kar/zarar tutarının hesaplanmasında doğru ve güvenilir tutarları esas almakla birlikte, zamanlılık açısında ciddi bir gecikmeyi de beraberinde getirmektedir. Bu durum, bilginin anlamlı olma özelliğini diğer bilgi kullanıcıları açısından önemli ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Diğer taraftan, işin devam ettiği dönemlerde sonuç hesaplarına yapılan inşaat işi ile ilgili herhangi bir maliyet ve gelirin yansıtılmaması, işin bitim tarihinde ise birden fazla döneme ait maliyet ve gelirlerin tek bir hesap dönemine yansıtılması yöntemin ortaya çıkardığı diğer önemli tutarsızlıklardan birisidir.
Tekdüzen Hesap Planı’nda V.U.K.’nunda etkisi ile tamamlanmış sözleşme yöntemine uygun bir kayıt düzeni önerilmektedir. Tamamlanmış sözleşme yöntemi, vergi idaresinin bilgi ihtiyacını karşılamaya dönük bir uygulamadır. Bu yönteme göre düzenlenen finansal tablolar, ortaklar, kredi kuruluşları vb. bilgi kullanıcılarının gereksinim ve ihtiyaçlarını karşılama açısından yetersizdir.
KAYNAKLAR
Alagöz Ali, Türkiye’de Muhasebeye Yön Veren Hukuki Düzenlemeler Çerçevesinde İnşaat Sözleşmeleri, Ankara: Nobel Yayıncılık ve Dağıtım, 2009.
Atabey Ata, Parlakkaya Raif ve Ali Alagöz, Genel Muhasebe, Konya 2006.
Akdoğan Nalan, Sevilengül Orhan, Tekdüzen Muhasebe Sistemi Uygulaması, Yenilenmiş ve Genişletilmiş 12. Baskı, Ankara: Gazi Kitabevi, 2007.
Akdoğan Nalan, Sevilengül Orhan, TMS ve TFRS Uygulamalarının Tekdüzen Hesap Planı Üzerine Etkileri ve Öneriler, İstanbul SMMM Odası, Mali Çözüm Dergisi, İstanbul-2007.
Kaval Hasan, Muhasebe Denetimi, 2. Baskı, Ankara: Gazi Kitabevi, Ekim–2005.
Örten Remzi, Kaval Hasan ve Karapınar Aydın, Türkiye Muhasebe- Finansal Raporlama Standartları TMS- TFRS, Ankara: Gazi Kitabevi, Mart 2007.
Sayarı Mehmet, Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Sözleşmeleri, Muhasebe ve Denetime Bakış Dergisi, Yıl:2, Sayı: 6, Şubat 2002.
Sayarı Mehmet, Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Sözleşmeleri, Ankara SMMM Odası, Muhasebe Uygulamaları ve Vergi Mevzuatı Sempozyumu IV, Mart-2004, Kızılcahamam/Ankara.
Sayarı Mehmet, İnşaat Taahhütleri (Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Sözleşmeleri) Standardı, MÖDAV Muhasebe Bilim Dünyası Dergisi, Cilt 6, Sayı : 3, Eylül 2004.
Ağca, Ahmet, TMS 11: İnşaat Sözleşmeleri, ( Ed. Necdet Sağlam, Salim Şengel ve Bünyamin Öztürk), Ankara: Maliye ve Hukuk Yayınları, 2007
Bıyık, Recep, İnşaat ve Onarma İşlerinden Elde Edilen Kazançlarda Vergileme, Vergi Dünyası Dergisi, Yıl: 19, Sayı : 233, Mart- 2000.
Güngörmüş A. Haydar, Boyar Ender, TMS İnşaat Sözleşmeleri Standardında, Maliyet Güncellemesi (Eskalasyon) Durumunda Gelirin Tespiti, Vergi Dünyası Dergisi, Yıl: 26, Sayı: 311. Temmuz 2007.
Göğüş Sümer, E. Handan,Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım İşlerinin Muhasebeleştirilmesinde Kullanılan Yöntemler, Muhasebe ve Denetime Bakış Dergisi, Yıl:6, Sayı: 19, Temmuz 2006.
Sezgi Önder, Yıllara Yaygın İnşaat Taahhüt İşleri, Ankara SMMM Odası, Muhasebe Uygulamaları ve Vergi Mevzuatı Sempozyumu IV, Mart-2004, Kızılcahamam/Ankara.
Doğan Zeki, Enflasyon Düzeltmesine İlişkin 5024 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve İlgili Tebliğlerin Uygulanmasında Karşılaşılan Sorunlar, Muhasebe ve Denetime Bakış Dergisi, Yıl:5, Sayı:18, Nisan 2006.
Kurumlar Vergisi Kanunu
Gelir Vergisi Kanunu
Katma Değer Vergisi Kanunu
TMS 11 İnşaat Sözleşmeleri Standardı
12.02.2010
Vergilendirmeye ilişkin iptal kararı ücretlilerin kafasını karıştırdı
Sezgin ÖZCAN AkşamGazetesi 09 Şubat 2010 Salı
Metin Taş-Sezgin Özcan
Anayasa Mahkemesi'nin ücretlilerden yüzde 35 oranında gelir vergisi kesilmesini Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmesinin ardından, konu medyanın gündemine taşındı. Konu ayrıntılı olarak değerlendirilmediğinden olsa gerek, her kafadan bir ses çıktı ve doğal olarak çalışanların kafası karıştı.
Öyle ki, bazı uzmanlar(!) çalışanlara 'akıl verme' yarışına girdiler. Bu yarış, medya tarafından 'benim uzmanım seninkini döver' yaklaşımıyla körüklendi. Bunun doğal sonucu olarak, okurlardan çok sayıda ileti aldık.
MEMURLAR HİÇ UMUTLANMASIN Konunun teknik boyutuna girmeden önce, iptal kararının kamu kesimi çalışanlarını ilgilendirmediğini belirtelim. Bunun nedeni, kamu kesiminde yüzde 35'lik tarife üzerinden gelir vergisine tabi tutulan ücretlilerin yok denecek kadar az olması. Kamu kesiminde göreceli olarak yüksek ücret geliri elde edenlerin büyük bir bölümünün ücretini oluşturan; görev tazminatı, makam tazminatı gibi ödemeler gelir vergisine tabi değil. Dolayısıyla, iptal kararı sonrası devlet memurları açısından herhangi bir değişiklik söz konusu olmaz.
Uygulamada ücretlilerden yüzde 35 oranında gelir vergisi alınması, özel sektörde üst düzey yönetici olarak çalışanlar için geçerli. Bu durumdakilerin, kimi uzmanların iddia ettikleri gibi 10 bin 20 bin TL iade almaları mümkün değil.
PEKİ DAVA AÇILMASI İŞE YARAR MI? Öncelikle, iptal kararının ardından ücretlilere yönelik 'hemen dava açın' yönündeki telkinlerin fazla işe yaramayacağını belirtelim. Anayasa Mahkemesi kararları geçmişe yürümez. Ancak, iptal kararının kamuoyuna açıklandığı tarihten sonra yeni bir hukuki durumun ortaya çıktığı da kabul edilmelidir.
Yani, iptal kararının yayınlanmasından önceki dönemlere ilişkin olarak, sonradan dava açılarak fazla kesilen vergilerin geri alınması, dava açma süresi geçtiği için mümkün değil. Aksini söyleyenlere de saygı duyarız. Ancak, bize göre 'dava açın, tonla para alırsınız' şeklindeki yaklaşım okuyucuya 'hayal pompalamaktır'.
Vergilerle ilgili uyuşmazlıklarda dava açma süresi 30 gün. Ücretiler açısından baktığımızda, dava açma süresi ücretlilere nakden veya hesaben ödeme yapıldığı tarihten itibaren başlayacak. Bu durumda, 2009 yılında yapılan ödemeler için dava açma süresinin geçtiği görülüyor.
2010 OCAK SONRASI Geçmiş dönemlere ilişkin fazla kesilen vergilerle ilgili, 'düzeltme' yoluna başvurularak sonuç alınması ise bize göre düşük ihtimal. Çünkü, somut olay bir vergi hatası değil, 'hukuki uyuşmazlık'. Hukuki uyuşmazlıklar düzeltme kapsamı dışında. Bu durumda 2010 Ocak ayından itibaren yüzde 35 oranında gelir vergisine tabi tutulan ücretlilerin dava açarak sonuç elde etmeleri mümkün. Yani, 2010 Ocak ayı gelir vergisi matrahı 50.000 TL'yi aşan veya Şubat ayı da dikkate alındığında bu değeri aşanların yüzde 27 ile yüzde 35 oranı arasındaki 8 puanlık fazlalığın iadesi istemiyle dava açarak sonuç elde etmeleri mümkün.
DAVAYI İŞVEREN AÇAMAZ Yapmış olduğumuz açıklamalara göre, ücretinden 2010 yılında yüzde 35 oranında gelir vergisi kesilenlerin; ücret ödemesinin yapıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde vergi mahkemesine dava açmaları gerekiyor. Bu davaların bizzat ücretlinin kendisi tarafından açılması gerekiyor. Vergi kesintisinin işveren tarafından yapılmış olması, işverene çalıştırdığı kişiler adına dava açma hakkı vermez.
Bin 260 gün prim ödemelisiniz
01.02.1959 doğumluyum. 13.06.1989 tarihinde başlayan sigortam, 1999 yılında sona erdi. 03.01.2003 tarihinde Bağ-Kur'a başladım. 28.11.2008 tarihinde Bağ-Kur'u kapattım ve 15.01.2009 tarihinde tekrar sigortaya başladım. Eylül 2008'de 20 ay askerlik borçlanması yaptım. TC Kimlik numaram (...), Nüfus Cüzdanı Seri numarası ise (...). Ne zaman emekli olabilirim?
l Suca Çiftci
Askerliğinizi ilk defa sigortalı olduğunuz tarihten önce yapmış olduğunuzdan, sigorta başlangıcınız 20 ay geri gelir ve 13.10.1987 olur. SSK'dan (devredilen) emekli olabilmeniz için son yedi yılda en az 1260 gün 4/a (SSK) kapsamında prim ödemiş olmanız gerekiyor.
Emeklilik için gerekli olan yaşınız dolmuş. Bağ-Kur'dan sonra tekrar 4/a kapsamında sigortalı olduğunuz 15.01.2009 tarihinden itibaren 4/a kapsamındaki prim ödeme gün sayınızı 1260 güne tamamlayıp, 25 yıllık sigortalılık sürenizin dolacağı 13.10.2012 tarihinde (devredilen) SSK'dan emekli olmaya hak kazanırsınız.
Yol yapımı yıllara yaygın inşaat işi midir?
Fabrika sahasında ağır vasıtalar için yaptırılan yol, Gelir Vergisi Kanunu'nun 42. maddesi kapsamında yıllara yaygın inşaat işi sayılır mı?
l E. Maaşoğlu
Yol yapımı, inşaat işi olarak değerlendirilir. Yol inşaatı, başladığı yıldan sonraki bir yılda bitecekse Gelir Vergisi Kanunu'nun 42. maddesi kapsamında yıllara yaygın inşaat işi olarak değerlendirilir. Başladığı yılda bitmesi halinde ise 42. madde kapsamında değerlendirilmez.
İsim değişikliği davalarında vekaletname
İsim veya soy isim değişikliği istemli davaların 'genel vekaletnameyle' açılması mümkün değil. Bu tür davalarda, avukatın vekaletnamesinde konuya ilişkin 'özel bir yetkinin' bulunması gerekir.Buna rağmen, genel vekaletname ile dava açılması halinde, mahkemenin avukata dava konusu işle ilgili özel yetkiyi içeren vekaletnamesini ibraz etmesi için belli bir süre tanıması veya asilin bir dilekçe ile ya da bizzat duruşmaya gelerek vekilin açmış olduğu davaya ve yapılan işlere icazet verdiğini bildirmesi gerekiyor. Aksi takdirde dava açılmamış sayılıyor.
GÜNÜN SÖZÜ 'Hayat; hak ettiğinizi düşündükleriniz değil, söküp aldıklarınızdır.' www.uludagsozluk.com
09.02.2010
KDV denetimi için yeni bildirim formları
Veysi SEVİĞ ReferansGazetesi 09 Şubat 2010 Salı
Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler tarafından belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımları için düzenlenmesi öngörülen "mal ve hizmet alımlarına ilişkin bildirim formu" (Form Ba) ile mal ve hizmet satışlarının bildirilmesi için düzenlenen "mal ve hizmet satışlarına ilişkin bildirim formu"nun (Form Bs) düzenlenmesi ile ilgili 2010 ve daha sonraki yıllarda geçerli olması öngörülen ilkeler, Vergi usul Yasası 396 sıra numaralı gelen tebliğle belirlenmiş bulunmaktadır. (04.02.2010 gün ve 27483 sayılı Resmi Gazete.) Buna göre;
* Bilanço esasına göre defter tutmakta iken, işletme hesabı esasına geçen mükellefler, işletme hesabına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirimde bulunmayacaklardır. Buna karşın, işletme hesabına göre defter tutmakta iken, bilanço esasına geçen mükellefler, işletme hesabına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirim vermekle yükümlü olacaklardır.
* Kurumlar vergisinden muaf olan mükellefler, muafiyetten yararlandıkları hesap döneminden itibaren Ba-Bs bildirim formu vermeyeceklerdir.
* Serbest bölgelerde faaliyet gösteren mükellefler de Ba-Bs bildirim formu vermek zorundadırlar. Söz konusu bildirimler, bu mükelleflerin kanuni merkezleri tarafından merkez ve şube bilgileri birleştirilerek verilecektir. Ancak, kanuni ve iş merkezi yurtdışında olup, özellikle serbest bölgelerde şubesi veya temsilciliği bulunan mükellefler, bildirim formlarında merkez bilgilerini dikkate almaksızın yalnızca serbest bölgede faaliyette bulunan şubelerinin mal ve/veya hizmet alış/satışlarını bildireceklerdir.
* Kolektif şirketler ve bilanço esasına göre defter tutan adi ortaklıkların Ba-Bs bildirim formları ortaklık veya şirket adına bunların vergi kimlik numaraları kullanılarak verilecektir. Ortaklık veya şirket adına verilmesi gereken bildirimlerin ortaklardan herhangi birinin vergi kimlik numarası kullanılarak verilmesi halinde bildirim formları hiç verilmemiş kabul edilecektir.
* Birden fazla şubesi bulunan mükelleflerin bildirim formlarının merkez tarafından şube ve merkez bilgileri birleştirilerek verilecektir.
* Daha önce 362 sıra numaralı Vergi Usul Yasası Genel Tebliği ile noterlere yönelik olarak getirilmiş bulunan bildirim yükümlülüğü 2010 yılından itibaren kaldırılmış bulunmaktadır.
Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5000 TL olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre, bir kişi veya kurumdan Katma Değer Vergisi hariç 5000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları "Mal ve hizmet alımlarına ilişkin bildirim formu" ile bir kişi veya kuruma Katma Değer Vergisi hariç 5000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise "Mal ve hizmet satışlarına ilişkin bildirim formu"nun (Form Bs) tablo II alanında bildirilecektir.
Bildirim için öngörülen 5000 TL haddin uygulanmasında özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarında Katma Değer Vergisi, Özel Tüketim Vergisi'ne tabi işlemlerde ise Özel Tüketim Vergisi'ne dahil tutarlar dikkate alınacaktır.
Belgelerde Gelir Vergisi tevkifatına da yer verilen hallerde tevkifattan önceki brüt tutarlar bildirim için geçerli olacaktır.
Tebliğ ile yapılan düzenleme gereği olarak herhangi bir mal ve hizmet veya alış ya da satışına bağlı olarak, ödemenin gecikmesi ve döviz kurlarının değişmesi suretiyle ortaya çıkan ve fatura düzenlemek suretiyle alıcıya/satıcıya yansıtılan vade veya kur farkı gelirleri/giderleri de haddi aşması halinde bildirimlere dahil edilecektir.
Diğer yandan bir kişi veya kurumdan yapılan alışların kısmen veya tamamen iade edilmesi halinde, bu iadeler söz konusu kişi veya kuruma yapılan satış olarak dikkate alınacaktır. Bu bağlamda da bir kişi veya kurumun yapılan satışlardan bir kısmının veya tamamının iade alınması halinde, bu iadeler söz konusu kişi ve kurumdan yapılan alış olarak kabul edilecektir.
Bankalar, katılım bankaları, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, menkul kıymet yatırım fon ve ortaklıkları, reaüsans şirketleri, emeklilik şirketleri, sigorta şirketleri ve acenteleri yapmış oldukları işlemleri belirli zaman aralıkları ile Maliye Bakanlığı'na bildirdiklerinden, hizmet ve satış işlemlerinde düzenledikleri dekont ve poliçe bilgilerini "Form Bs" ile bildirim konusu yapmayacaklardır.
Aynı şekilde, bu kurumların kendi aralarındaki işlemler nedeniyle düzenledikleri dekontları karşı tarafça "Form a" bildirmeyeceklerdir. Buna karşın söz konusu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel ilkeler çerçevesinde (Ba) ve (Bs) formları ile bildireceklerdir.
Döviz alış-satışı yapan mükellefler ile yetkili müessese izin belgeli ve altın borsasına üye olup kıymetli maden alış satışı ile uğraşan mükellefler belirli miktarın üzerindeki alış-satış bilgilerini Maliye Bakanlığı'na bildirmek zorunda olduklarından, bu işlemlerini ayrıca (Ba) ve (Bs) bildirim formları ile bildirmeyeceklerdir.
Ancak, bu kurumlar da diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel ilkeler çerçevesinde söz konusu formları düzenlemek suretiyle bildirmek zorundadırlar.
Bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin, döviz büroları ve yetkili kuruluşlardan yapmış oldukları döviz alış satışları (Ba) ve (Bs) bildirim formlarına dahil edilmeyecektir.
Sigorta şirketleri tarafından yapılan tazminat ödemeleri fatura ile belgelendirilen bir mal veya hizmet alımına dayanıyorsa, bu alımların genel esaslara göre Katma Değer Vergisi hariç tutarıyla Ba bildirim formuna dahil edilmesi gerekmektedir.
09.02.2010
04 Şubat 2010 Tarihli Resmi Gazete
Sayı: 27483
Maliye Bakanlığından:
VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ
(SIRA NO: 396)
Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun[1] 148, 149 ve Mükerrer 257 nci maddelerinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak, 350[2] Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirmeleri yükümlülüğü getirilmiş, 362[3] ve 381[4] Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleriyle de bu yükümlülüğe ilişkin açıklamalar yapılmıştı.
Söz konusu yükümlülüğün 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerinde yerine getirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır.
1- KAPSAM
Yükümlülük Kapsamındaki Mükellefler
Bilindiği üzere, belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirme yükümlülüğü, bilanço esasına göre defter tutan mükellefleri kapsamaktadır.
1.1.1.Bilanço esasına göre defter tutmakta iken,işletme hesabı esasına geçen mükellefler, işletme hesabına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirimde bulunmayacaklardır.
Buna karşın, işletme hesabına göre defter tutmakta iken, bilanço esasına geçen mükelleflerin, bilanço esasına geçtikleri hesap döneminden itibaren bildirim formu verme zorunlulukları bulunmaktadır.
1.1.2.Kurumlar vergisinden muaf olan mükellefler, muafiyetten yararlandıkları hesap döneminden itibaren Ba-Bs bildirim formu vermeyeceklerdir.
1.1.3.Serbest bölgelerde faaliyet gösteren mükelleflerin de Ba-Bs bildirimi verme yükümlülüğü bulunmaktadır. Söz konusu bildirimler, bu mükelleflerin kanuni merkezleri tarafından, merkez ve şube bilgileri birleştirilerek verilecektir. Ancak, kanuni ve iş merkezi yurt dışında olup, münhasıran serbest bölgede şubesi veya temsilciliği bulunan mükellefler, bildirim formlarında merkez bilgilerini dikkate almaksızın yalnızca serbest bölgede faaliyette bulunan şubelerinin mal ve/veya hizmet alış/satışlarını bildireceklerdir.
1.1.4.Kollektif şirketler ve bilanço esasına göre defter tutan adi ortaklıkların Ba-Bs bildirim formları ortaklık veya şirket adına bunların vergi kimlik numaraları kullanılarak verilecektir. Ortaklık veya şirket adına verilmesi gereken bildirimlerin ortaklardan herhangi birinin vergi kimlik numarası kullanılarak verilmesi halinde bildirim formları hiç verilmemiş kabul edilecektir.
1.1.5.Birden fazla şubesi bulunan mükelleflerin bildirim formlarının merkez tarafından şube ve merkez bilgileri birleştirmek suretiyle verilmesi gerekmektedir.
1.1.6.Diğer taraftan, 362 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile noterlere yönelik olarak getirilmiş bulunan bildirim yükümlülüğü, 2010 yılından itibaren kaldırılmıştır.
1.2. Bildirime Konu Alış/Satışlar Ve Hadler
1.2.1.Bildirim mecburiyeti bulunan mükelleflerce, belirlenen hadler çerçevesinde yapılan her türlü mal ve/veya hizmet alış ve satışları, bunlara ilişkin belgenin türüne (Fatura, irsaliyeli fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihaz fişi, sigorta komisyon gider belgesi ve yolcu bileti gibi) bakılmaksızın Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilecektir.
1.2.2.Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre, bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" nun Tablo II alanında bildirilecektir.
Söz konusu hadlerin uygulanmasında, özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarında katma değer vergisi, özel tüketim vergisine tabi işlemlerde ise özel tüketim vergisi dahil tutarlar dikkate alınacaktır.
Belgelerde gelir vergisi tevkifatına da yer verilen hallerde tevkifattan önceki brüt tutarlar dikkate alınacaktır.
Belirlenen hadlerin altında kalan alış ve satış bedellerinin bildirildiği, “Diğer Mal ve Hizmet Bedeli Toplamı” (Tablo III) bölümü Ba-Bs bildirim formlarından çıkartılmıştır.
1.2.3.Herhangi bir mal ve hizmet alış veya satışına bağlı olarak, ödemenin gecikmesi ve döviz kurlarının değişmesi suretiyle ortaya çıkan ve fatura düzenlenmek suretiyle alıcıya/satıcıya yansıtılan vade veya kur farkı gelirleri/giderleri de haddi aşması halinde bildirimlere dahil edilecektir.
1.2.4.Bir kişi veya kurumdan yapılan alışların kısmen veya tamamen iade edilmesi durumunda, bu iadeler söz konusu kişi ve kuruma yapılan satış olarak dikkate alınacaktır.
Aynı şekilde, bir kişi veya kuruma yapılan satışlardan bir kısmının veya tamamının iade alınması durumunda, bu iadeler söz konusu kişi ve kurumdan yapılan alış olarak dikkate alınacaktır.
1.2.5.Bankalar,Katılım Bankaları, Aracı Kurumlar,Portföy Yönetim Şirketleri, Menkul Kıymet Yatırım Fon ve Ortaklıkları, Reasürans Şirketleri, Emeklilik Şirketleri, Sigorta Şirketleri ve Acenteleri yapmış oldukları işlemleri belirli periyotlarla Bakanlığımıza bildirdiklerinden, hizmet ve satış işlemlerinde düzenledikleri dekont ve poliçe bilgilerini Form Bs ile bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.
Aynı şekilde, bu kurumların kendi aralarındaki işlemler sebebiyle düzenledikleri dekontların karşı tarafça Form Ba ile bildirilmesine de gerek bulunmamaktadır.
Ancak bu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel esaslar çerçevesinde Ba-Bs formları ile bildirmek zorundadırlar.
1.2.6.Döviz alış-satışı yapan mükellefler ile yetkili müessese izin belgeli ve altın borsasına üye olup kıymetli maden alış-satışı ile uğraşan mükellefler belirli miktarın üzerindeki alış-satış bilgilerini Bakanlığımıza bildirmek zorunda olduklarından, bu işlemlerini ayrıca Ba ve Bs bildirim formlarıyla bildirmelerine gerek bulunmamaktadır.
Ancak, bu kurumlar, diğer belgelere dayalı olarak yaptıkları mal ve hizmet alım/satımlarını genel esaslar çerçevesinde Ba-Bs formları ile bildirmek zorundadırlar.
Diğer taraftan, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin, döviz büroları ve yetkili diğer kuruluşlardan yapmış oldukları döviz alış-satışlarını Ba ve Bs bildirim formlarına dahil etmelerine gerek bulunmamaktadır.
1.2.7.Sigorta şirketleri tarafından yapılan tazminat ödemeleri fatura ile belgelendirilen bir mal veya hizmet alımına dayanıyor ise, bu alımların genel esaslar çerçevesinde katma değer vergisi hariç tutarlarıyla Ba bildirim formuna dahil edilmesi gerekmektedir.
2- BİLDİRİMLERİN DÖNEMİ VE VERİLME SÜRESİ
2.1. Dönemi
Yükümlülük kapsamındaki mükelleflerin mal ve/veya hizmet alış/satışlarının aylık dönemler itibariyle bildirilmesi gerekmektedir.
Mal ve/veya hizmet alış/satışlarının bildirilecekleri aylık dönemler, bunlara ilişkin belgelerin düzenlenme tarihi dikkate alınarak belirlenir.
2.2. Verilme Süresi
2.2.1. Mükellefler söz konusu bildirim formlarını, aylık dönemler halinde düzenlemek ve takip eden ayın birinci gününden (Ş.Abacı) itibaren son günü akşamı saat 24:00’e kadar sistem üzerinden onaylamak suretiyle göndermekle yükümlüdürler.
2.2.2. Mükellefiyetin terki halinde bildirim formları, işin bırakıldığı tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar verilmek zorundadır. Bu bildirimler, kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce veya 3568 sayılı Kanuna istinaden yetki almış meslek mensuplarınca verilecektir.
2.2.3. Bildirim verme zorunluluğu bulunan mükellefin ölümü halinde, bildirim formlarını verme sürelerine, Vergi Usul Kanununun 16 ncı maddesi hükmü uyarınca üç ay eklenir.
2.2.4. Tasfiyesi devam eden mükellefler bildirim formlarını, tasfiye süresince aylık dönemler halinde vereceklerdir. Tasfiyenin başladığı aya ait bildirim formları ise tasfiye öncesi ve sonrası ayrımı yapılmaksızın düzenlenecektir.
Diğer taraftan, tasfiye sonunda bildirimler tasfiye kararının tescil edildiği tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar tasfiye memuru veya 3568 sayılı Kanuna istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından verilecektir.
— 18 inci maddesi uyarınca gerçekleştirilen birleşmelerde, münfesih kurumun birleşmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, birleşilen kurum veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından,
— 19 uncu maddesi uyarınca yapılan devirlerde, münfesih kurumun devrin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, devir alan kurum veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından,
— 19 uncu maddesi uyarınca gerçekleştirilen tam bölünmelerde, münfesih kurumun bölünmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, münfesih kurumun varlıklarını devralan kurumlardan müteselsil sorumluluk kapsamında herhangi biri veya 3568 sayılı Kanununa istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından,
takip eden ayın son günü akşamına kadar verilmesi gerekmektedir.
3- BİLDİRİMLERİN VERİLME ŞEKLİ VE DOLDURULMASI
3.1. Bildirimlerin Elektronik Ortamda Verilme Zorunluluğu
3.1.2. Bildirim formlarını elektronik ortamda veren mükelleflerin kağıt ortamında (elden veya posta ile) verdikleri bildirim formları hiçbir şekilde kabul edilmeyecektir.
3.1.3. Bildirimlerin elektronik ortamda verilmiş sayılabilmesi için sistem üzerinde onaylama işleminin yapılması şarttır. Onaylama işlemi en geç, bildirimlerin verilmesi gereken sürenin son günü saat 24:00'ten önce tamamlanmalıdır.
3.1.4. Vergi dairesi değişen mükellefler, bildirim formlarını en son bağlı oldukları vergi dairesine göndereceklerdir.
3.1.5. Elektronik ortamdaki bildirim formları;
— Kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce gönderiliyorsa; formu düzenleyen kısmına mükellefe ilişkin bilgiler, formdaki yeminli mali müşavir kısmına ise, varsa yeminli mali müşavirlere ilişkin bilgiler yazılacaktır.
— Yeminli mali müşavirce gönderiliyorsa; formu gönderen bölümünde yeminli mali müşavirin bilgileri yer alacaktır. Formu düzenleyen bölümüne varsa serbest muhasebeci/ serbest muhasebeci mali müşavire ait bilgiler, yoksa mükellefe ait bilgiler yazılacaktır.
— Serbest muhasebeci/ serbest muhasebeci mali müşavir tarafından gönderiliyorsa; formu gönderen ve düzenleyen bölümlerine serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavirin bilgileri yazılacaktır. Mükellefin yeminli mali müşaviri varsa yeminli mali müşavir bölümü de doldurulacaktır.
3.2.1. Bildirimlerdeki alış/satış bedelleri, Türk Lirası (TL) olarak doldurulacak ve kuruş bilgileri gösterilmeyecektir.
Bir kişi veya kurumdan yapılan alış ve/veya satışlarda birden fazla belge olması halinde kuruş ihmali belge bazında değil, belgelerin toplam tutarı üzerinden yapılacaktır.
Diğer taraftan, birden fazla sayfadan oluşan (nakli yekûnlu) faturalar tek fatura olarak kabul edilecektir.
3.2.2. İthalat işlemlerinin form Ba ile bildirilmesinde Gümrük Beyannamesi giriş tarihi, ihracat işlemlerinin form Bs ile bildirilmesinde ise, fiili ihracatın gerçekleştiği tarih dikkate alınacaktır.
Ayrıca serbest bölgelerde faaliyette bulunan mükelleflerin yurt içine yaptıkları satış işlemlerinin form Bs ile bildirilmesinde serbest bölge işlem formu tarihi ve tutarı dikkate alınacaktır.
Bildirim formlarında alıcı veya satıcının vergi kimlik numarası, ithalat işlemlerinde “1111111111”, ihracat işlemlerinde ise “2222222222” olarak kodlanacaktır.
3.2.3. Bir kişi veya kurumun birden fazla şubesinden yapılan mal ve/veya hizmet alımları, muhasebe sistemi gereği ayrı ayrı takip edilse bile, birleştirilerek Ba bildirim formunda tek satır olarak gösterilecektir.
Aynı şekilde, bir kişi veya kurumun birden fazla şubesine yapılan mal ve/veya hizmet satışları da birleştirilerek, Bs bildirim formunda tek satır olarak gösterilecektir.
3.2.4. Bildirim verme yükümlülüğü bulunan, ancak tüm alış ve satışları belirtilen haddin altında kalan mükellefler, söz konusu formları Tablo II dışındaki tüm bilgileri doldurmak suretiyle vermek zorundadırlar.
3.2.5. Ba ve Bs bildirim formlarının Tablo II bölümlerinin doldurulması sırasında kullanılacak "ülke kodu" bilgileri Tebliğ ekinde yer almaktadır. (Ek:3)
4- CEZAİ UYGULAMA
4.1. Bildirimlerin Süresinde veya Tam Olarak Verilmemesi
Bildirim formlarını bu Tebliğde belirlenen süreler içinde vermeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca cezai işlem uygulanacaktır. Söz konusu cezai işlemin uygulanmasında, Ba ve Bs bildirim formları tek bir form olarak değerlendirilecek ve tek özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
4.2. Bildirimlerin Düzeltilmesi
4.2.1. Mükellefler elektronik ortamda gönderip onayladıktan sonra, bildirimlerinde hata veya eksiklik bulunduğunu tespit etmeleri halinde, bunları yeniden düzenleyerek göndermek suretiyle düzeltme yapabilirler.
Ba ve Bs bildirim formlarından herhangi birinde hata yapıldığının belirlenmesi halinde, sadece hata yapılan bildirim formunun düzeltilerek gönderilmesi gerekmektedir.
4.2.2. Düzeltme işlemlerinde, hatalı veya eksik olarak düzenlenmiş bulunan bildirim formları tamamen iptal edilmekte ve düzeltmeleri içerecek şekilde düzenlenerek verilen bildirim formu geçerli kabul edilmektedir. Dolayısıyla, düzeltme amacıyla düzenlenen bildirim formlarının, daha önce bildirimde bulunulmamış gibi tüm alış-satış bilgilerini içerecek şekilde doldurulması gerekmektedir.
4.2.3. Bildirimlerin verilme süresi içerisinde yapılan düzeltmelerde herhangi bir ceza uygulanmayacak olup, bu süre geçtikten sonra yapılan düzeltmelerde ise, düzeltilen her bir form için ayrı ayrı olmak üzere Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca işlem yapılacaktır.
5- YÜRÜRLÜK TARİHİ
Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar, Ocak 2010 dönemi ve sonraki aylık dönemlere ilişkin olarak verilecek bildirimler için uygulanacaktır.
[1] 10/01/1961 tarih ve 10703 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[2] 21/07/2005 tarih ve 25882 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[3] 17/08/2006 tarih ve 26262 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[4] 06/02/2008 tarih ve 26779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[5] 21/06/2006 tarih ve 26205 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
[6] 18/10/2007 tarih ve 26674 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
04.02.2010
Kayseri Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası (SMMMO), üyelerine yönelik dönem sonu işlemleriyle ilgili semineri verdi.
Gelirler Başkontrolörü Eray Mercan'ın konuşmacı olarak katıldığı seminere Vergi Dairesi Başkanı Niyazi Özkök, Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı Denetim Grup Müdürü Kazım Karaca, SMMMO Başkanı Suat Özsoy, SMMMO Yönetim Kurulu Üyeleri Baki Gümüşoluk ile Baki Keser ve çok sayıda serbest muhasebeci ve mali müşavirler dinleyici olarak katıldı.
Kayseri SMMMO Başkanı Suat Özsoy, oda olarak eğitim ve bilgilendirme çalışmalarını önemsediklerini açıkladı. Her geçen gün sayıları artan meslek mensuplarının eğitimi için çalıştıklarını ifade eden Özsoy, meslek mensubu üyelerinin yararına olacak bu gibi eğitim faaliyetlerine hız kesmeden devam edeceklerini bildirdi.
Seminere katılan Kayseri Vergi Dairesi Başkanı Niyazi Özkök de Vergi Dairesi'nin uygulamalarından ve çalışmalarından bahsetti. Özkök, mükelleflerle işbirliği halinde yapılan çalışmalarla vergilendirme durumunda sevindirici şekilde artış olduğunu belirterek, bu bağlamda mükellefleri de sahte fatura konusunda uyardı. Özkök, mükelleflerin beyannamelerini vermeden önce incelemelerini, iş işten geçmeden beyanlarını düzeltmelerini, sahte faturası olanların bunları defter ve belgelerinden çıkarmalarını istedi.
Seminerde, Gelirler Başkontrolörü Eray Mercan 'Dönem Sonu İşlemleri' ile ilgili katılımcılara ayrıntılı bilgi verdi.
Kayseri Güneş Gazetesi, 02.02.2010
02.02.2010
11 yıl aradan sonra Kayseri SMMM Odası tarafından hazırlanan "İnşaat ve Taahhüt Sektöründe Muhasebe, Vergi ve Denetim Sempozyumu" için gittiğim Kayseri ilimizdeki baş döndürücü gelişmeleri görünce gerçekten gözlerime inanamadım.
14 Ocak'da başlayan ve 17 Ocak'da sona eren Sempozyumda bilim adamı, akademisyen, bürokrat ve sektör temsilcilerinden oluşan geniş bir katılım olmuştur.Özellikle meslek mensuplarının ilgisi gerçekten görülmeye değerdi.Kayseri'de vatandaş odaklı ve vatandaş memnuniyetini esas alan Sosyal Güvenlik İl Müdsürlüğü'nün başarılı hizmetlerini de görmemek mümkün değildir. Üniteye gittiğinizde özel bir bankadaki hizmet yapısından bir farkının olmadığını göreceksiniz.
27 Ocak 2010, Tercüman Gazetesi, Çalışma Günlüğü, İsa Karakaş ( Köşe Yazısı)
27.01.2010
Konusunda uzman isimlerin konuşmacı olarak katıldığı Sempozyumda İnşaat/ Taahhüt Sektörü’nün sorunları, sektöre özgü koşullar ve düzenlemeler muhasebe, vergi ve denetim yönleriyle incelendi. Türkiye çapında katılımlarla gerçekleşen Sempozyuma 22 ayrı Odadan ve 22 ayrı şehirden akademisyen, kurum yöneticisi, temsilcisi ve şirket sahibi-temsilcisi ile meslek mensubu olmak üzere toplam 400 katılımcı iştirak etti. İnşaat/Taahhüt Sektörünün muhasebe, vergi ve denetim yönleriyle konunun uzmanı bürokratlar, akademisyenler ve uygulayıcılar tarafından tartışıldığı Sempozyumda, iki gün boyunca toplam 15 konuşmacı beş ayrı oturumda bildirilerini sundular. Sempozyuma TÜRMOB Genel Başkanı ve DSP Genel Başkanı Dr. Masum Türker, Kayseri Valisi Mevlüt Bilici, Kayseri AKP Milletvekili Ahmet Öksüzkaya, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, Kayseri Kocasinan Belediye Başkanı Bekir Yıldız, Kayseri Melikgazi Kaymakamı Nusret Dirim, TMSK ( Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu) Başkanı Bülent Üstünel, Kayseri Sanayi Odası (KAYSO) Meclis Başkanı Nurettin Okandan, Kayseri Ticaret Odası (KTO) Başkan Vekili Mustafa Erçalık, Sanayi ve Ticaret İl Müdürü Kamil Akçadırcı, SGK İl Müdürü Mehmet Kır, Kayseri Vergi Dairesi Başkanı Niyazi Özkök, Akademisyenler, Türkiye genelinden SMMM Odaları Başkanları, Yeminli Mali Müşavirler, meslek mensupları, sanayici ve iş adamları katıldı. Sempozyumun açılışında konuşan TÜRMOB ve DSP Genel Başkanı Masum Türker, bütün başarılı yönetici, idareci, iş adamı ve siyasetçilerin yanında bir muhasebecinin bulunduğunu ifade ederek, ''''Eğer dünyaya açılmak, işinizde söz sahibi olmak istiyorsanız, yanınızda mutlaka bir muhasebeci ile bir avukat bulundurmak zorundasınız'''' dedi. Türker konuşmasında, muhasebecilik mesleğinin geliştirilmesi gerektiğini belirterek, ''''Muhasebe mesleğinde de farklı alanlarda uzmanlaşmaya gidilmelidir'''' dedi.
TBMM tarafından ''Yılın Belediye Başkanı'' seçilen ve Sempozyumda konuşan Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki,dünyada her alanda çok büyük ve hızlı gelişmeler yaşandığını, Kayseri Büyükşehir Belediyesi olarak, belediye hizmetleri alanındaki gelişmeleri yakından takip ederek, Kayseri'de uygulanabilecekleri aldıklarını bildirdi.
TMSK (Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu Başkanı ) Bülent Üstünel, açılışta yaptığı konuşmada, kurulun çalışmaları hakkında bilgi verdi.
Kayseri Vergi Dairesi Başkanı Niyazi Özkök, yaptığı konuşmada, 2009 yılında kriz yaşanmasına rağmen, vergi tahakkukunda yüzde 10, tahsilâtta ise yüzde 4,4 oranında bir artış yaşandığını, açılan işletme sayısında da bir artışın söz konusu olduğunu kaydetti.
Kayseri Serbest Mali Müşavir ve Muhasebeciler Odası (KSMMMO) Başkanı Suat Özsoy da, bu yıl ilki yapılan I. Sektörel Muhasebe Uygulamaları Sempozyumunun konusunun ''İnşaat/Taahhüt Sektöründe Muhasebe, Vergi ve Denetim'' olarak seçildiğini, Sempozyuma 22 odadan temsilciler ile Türkiye'nin her yerinden oda başkanları ile serbest muhasebeci mali müşavirlerin katıldığını bildirdi. Özsoy, ''Sempozyumumuz, bundan sonraki yıllarda da gelenekselleşerek devam edecek ve her Sempozyumda ayrı bir sektörü ele alıp değerlendireceğiz'' dedi.
2 gün süren Sempozyumun ardından Bilim Kurulu Üyeleri, Düzenleme Kurulu Üyeleri, Konuşmacılar, Oturum Başkanları, Diğer şehirlerin SMMM Odası Başkan ve Yöneticileri ve meslek mensuplarının katılımıyla bir Gala Yemeği gerçekleştirilerek katılımcılara ve katkıda bulunanlara Katılım Belgeleriyle, Teşekkür Belgeleri takdim edildi. Daha sonra katılımcılar kendileri için düzenlenen Erciyes ve Kayseri gezisi ile programın yorgunluğunu attılar.
19.01.2010, akimiyet Gazetesi
19.01.2010
2010 Yılı Bütçe Kanunu ile belirlenen devlet memurlarının maaş hesaplamasına esas alınan katsayılar, 1 Ocak 2010 tarihinden geçerli olmak üzere 2010/7 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yeniden tespit edildi. Aylık katsayısı (0,057383), taban aylık katsayısı (0,76293), yan ödeme katsayısı ise (0,01819) oldu.
Yeni katsayılara bağlı olarak 2010 Ocak ayından itibaren uygulanacak kıdem tazminatı tavanı ile bazı sosyal yardım tutarları da değişti.
KIDEM TAZMİNATI TAVANI 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi olarak çalışanlara, hizmet sözleşmelerinin Kanun'da belirtilen hallerden biri ile sona ermesi halinde, her çalışma yılı için 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeniyor. Ancak her bir hizmet yılı için ödenecek tazminat tutarı, en yüksek devlet memuruna (Başbakanlık Müsteşarı) bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesi ile sınırlı.
Yeni katsayılara göre 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren en yüksek devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesi 2.427,03 lira oldu. Buna göre, 1 Ocak 2010 tarihinden sonra ödenecek kıdem tazminatlarında kıdem tazminatı tavanı, 2.427,03 lira olarak dikkate alınacak.
AİLE YARDIMI 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 202. maddesine göre devlet memurlarına, çalışmayan ve herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan aylık almayan eş ve çocukları için aile yardımı ödeniyor.
Yeni yılda, eş için 1500 gösterge rakamının aylık katsayısı ile çarpılması sonucu elde edilecek miktar üzerinden ödenen aile yardımı tutarı 86,07 lira, 250 gösterge rakamının aylık katsayısı ile çarpılması sonucu elde dilecek miktar üzerinden ödenen çocuk yardımı tutarı ise 14,35 lira oldu. En fazla iki çocuk için ödenen çocuk yardımındaki çocuk sayısı sınırlaması da kaldırıldı. 72. ay dahil olmak üzere 0-6 yaş grubunda yer alan çocuklar için ödenecek yardım tutarı ise 28,70 lira.
DOĞUM YARDIMI Devlet memurlarına, dünyaya gelen çocukları için 2500 gösterge rakamının aylık katsayısı ile çarpılması sonucu elde edilecek miktar üzerinden ödenen doğum yardımı da, 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren 143,46 liraya yükseldi.
ÖLÜM YARDIMI Yeniden tespit edilen aylık katsayıya göre, 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren devlet memurunun memur olmayan eşinin veya çocuğunun ölümü halinde ödenecek ölüm yardımı 545,14 lira, memurun ölümü halinde hak sahiplerine ödenecek ölüm yardımı ise 1.090,28 lira oldu.
İŞ KANUNU'NA TABİ ÇALIŞANLAR Devlet memurları için yukarıda açıkladığımız tutarlar, 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi olarak çalışanlar için bazı farklılıklar gösteriyor. Örneğin İş Kanunu kapsamında bulunanlara bu tutarların ödenmesi yasal bir zorunluluk değil. Bu yardımların ödenmesi ancak bireysel veya toplu iş sözleşmeleri ya da işverenin iradesine bağlı olarak söz konusu olabiliyor.
Bu bağlamda, devlet memurlarına ödenen çocuk yardımı tutarlarını aşmayan çocuk yardımları gelir vergisinden müstesna tutuluyor. Eş için ödenen aile yardımının ise tamamı vergiye tabi.
Doğum yardımının, ücretlinin iki aylığına veya buna tekabül eden gündeliklerinin tutarına kadar olan kısmı, çalışanlara veya hak sahiplerine ödenecek ölüm yardımının ise herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın tamamı vergiden müstesna.
SSK emekliye yetim aylığı ödemez
Kamu kuruluşunda çalışmaktayım, Emekli Sandığı'na mensubum, emekli olmak istiyorum. Rahmetli babam SSK emeklisi idi, emekli olduğum zaman yetim maaşı alabilir miyim? Bekarım, aynı zamanda kız kardeşim de yüzde 70 oranında yetim maaşı almakta, şayet ben bu maaşı hak edersem, ben de aynısını mı alırım, kardeşimin maaşında bir eksilme olur mu? Münevver Ünlü Hem eski 506 sayılı SSK'ya, hem de yeni 5510 sayılı SS ve GSS Kanunu'na göre, ana babadan yetim aylığı alabilmek için bekar veya dul olmanın yanı sıra sosyal güvenlik kanunlarına tabi olarak çalışmıyor ve buralardan kendi çalışmasından dolayı emekli aylığı almıyor olmak gerekiyor.
Kendi çalışmanızdan dolayı Emekli Sandığı'ndan emekli aylığı alacağınız için babanızdan dolayı SSK'dan (SGK'dan) yetim aylığı alamazsınız.
Ehliyetine el konulanın araç kullanması
ÇeŞİtlİ nedenlerle sürücü belgesine el konulan bir kimsenin, el koyma süresi içinde araç kullanması halinde 270 TL para cezası uygulanıyor. Bu durumdaki kişinin kullandığı araç, başkasına aitse 270 TL'lik ceza araç sahibine de ayrıca uygulanıyor.
GÜNÜN SÖZÜ
'Bazı horozlar, güneşin kendileri öttüğü için doğduğunu sanırlar.' Theodor Fontains
19.01.2010
Vergi Usul Yasası'nın 259'uncu maddesi uyarınca "Değerlemede, iktisadi kıymetlerin vergi kanunlarında gösterilen gün ve zamanlarda haiz oldukları kıymetler esas tutulur." Bazı hallerde iktisadi kıymetlerin envanter çalışmaları sırasında değerlemesi yapılırken duraksamaya düşülebilmektedir. Özellikle imal edilen mallarla ilgili değerlemede bu sorun giderek önem arz etmeye başlamıştır.
Vergi Usul Yasası'nın 175'inci maddesine göre imal edilen emtianın tam ve yarı mamuller dahil olmak üzere maliyet bedeli aşağıdaki unsurları içermektedir.
* Mamulün vücuda getirilmesinde sarf olunan iptidai ve hammaddelerin bedeli,
* Mamule isabet eden işçilik,
* Genel imal giderlerinden mamule düşen hisse (pay),
* Genel idare giderlerinden mamule düşen hisse,
Yasal düzenleme gereği genel idare giderlerin mamule düşen payın maliyete katılması ihtiyaridir. Ancak Katma Değer Vergisi Yasası'nın 27/4 maddesi uyarınca emsal bedelin belirlenmesi sırasında genel idare giderleri ile genel giderlerden mamule düşen hissenin bedele katılması zorunludur.
* Ambalajlı olarak piyasada arz edilmesi zaruri olan mamullerde ambalaj malzemesi bedeli,
Uygulamada finansman giderlerinin genel imal gideri mi yoksa genel idare gideri olarak mı dikkate alınacağı konusu sorun yaratmaktadır. Bu bağlamda vergi idaresi bir malın üretilmesi veya iktisap edilmesi ile ilgili olarak yapılan finansman giderlerinin genel imal gideri niteliğinde olduğu görüşünde iken yargı kararlarında finansman giderlerinin çoğunlukla genel idare giderleri içinde yer aldığı kabul edilmektedir. (Daha fazla bilgi için bakınız, Özyer M. Ali "Vergi Usul Kanunu Uygulaması" HUD Yayınları, Sf: 520)
Çoğu kez işletmeler tarafından kullanılan kredinin maliyetini oluşturan unsurlar toplamının ne kadarının imalatta kullanılan ilk ve hammaddenin maliyetini doğrudan etkilediğini belirlemek için çok ayrıntılı ve titiz bir çalışmanın yapılması zorunlu olmaktadır.
Bu zorluk nedeniyle finansman giderlerinin tamamı üzerinden stok maliyetine pay verilmesi ve finansman giderlerinin maliyet bedeliyle ilgilendirilmemesi yönünde oluşan görüşler daha kabul görmüş bulunmaktadır. Bu görüş sahipleri finansman giderlerinin doğrudan giderleştirilmesini önermektedir.
Bir giderin, genel imalat veya genel idare gideri olarak kabul edilerek mamulun maliyetine katılabilmesi için, o giderle gerçekleyen imalat arasında bir bağlılığın bulunması zorunludur. Üretimle açık bir ilgisi ve bağlantısı bulunmayan giderlerden, özellikle genel nitelikte kullanılan kredilerden kaynaklanan maliyetlerden pay verilmemesi gerekmektedir.
Kullanılan kredinin imalatın oluşumu ile bağlantısı eğer açık bir şekilde belirlenebiliyorsa, bu takdirde söz konusu kredi maliyetinin imalat maliyetine yansıtılması gerekir. Bu aşamada söz konusu kredinin genel nitelikte olması, imalat dışında işletmenin genel ihtiyaçları içinde kullanılmış bulunması halinde kullanılan kredinin ne kadarının imalat maliyetine yansıtılabileceği hususu tartışma konusu olmaktadır.
Ayrıca finansman gideri kavramı dar anlamda işletmenin ihtiyaç duyduğu nakit için üstlenmiş bulunduğu maliyeti ifade etmektedir. Geniş anlamda ise finansman giderleri doğrudan yabancı kaynak kullanımının işletmeye getirmiş bulunduğu kur farkı, komisyon, kâr payı faiz, cezai şart, prim ve benzeri nitelikte yüklerin toplamını ifade etmektedir.
Finansman maliyetinin imalata yüklenmesi aşamasında, yüklenim konusu olacak finansman giderlerinin dar anlamda mı olduğu yoksa geniş anlamda finansman giderlerini kapsamakta olduğu konusu da yapılması öngörülen maliyet yükleminin belirlenmesi açısından önemli olmaktadır.
Yaşanan ekonomik sorunlar nedeniyle özellikle imalatçı kuruluşlarda ortaya çıkan finansman giderlerinden maliyete pay verilmesi konusu, yürürlükte bulunan vergi hukukumuz açısından yeterince açık değildir.
Ülkemizde finansman sorunlarının özellikle kredi kullanılarak aşılmasında kullanılan kredilerle işletmenin tüm sorunlarının karşılanmasının amaçlandığı gözlenmektedir. Böyle bir durumda yapılan incelemelerle kullanılan kredi maliyetlerinden imalata pay aktarımı sırasında hesaplama hataları yapılabilmektedir.
Konu ile ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlıkların idare aleyhine sonuçlanması nedeniyle Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 238 sıra numaralı Vergi Usul Yasası Genel Tebliği'yle yapılan açıklamalar çerçevesinde satın alınan emtianın işletme stoklarına girdiği tarihten sonra ortaya çıkan kur farkları ile banka ve diğer finansman kurumlarından alınan kredilere ilişkin faiz, kur farkı ve komisyon giderlerinin maliyete intikalini mükelleflerin ihtiyarına (tercihine) bırakmış bulunmaktadır.
Sempozyumda konuşan DSP Genel Başkanı ve Türkiye Muhasebeciler Odası Başkanı Masum Türker, bütün başarılı yönetici, idareci, iş adamı ve siyasetçilerin yanında bir muhasebecinin bulunduğunu ifade ederek, ''''Eğer dünyaya açılmak, işinizde söz sahibi olmak istiyorsanız, yanınızda mutlaka bir muhasebeci ile bir avukat bulundurmak zorundasınız'''' dedi. Türker, konuşmasında Ticaret Odası ve Sanayi Odası’na da çatarak, ilginç bir ifade kullandı. İki odanın üyelerinin işlerini yürüten muhasebecilerin paralarını alamadıklarını belirten Türker, “ başkanlar bu konuyla ilgilenirlerse seviniriz.” diye konuştu. Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası''nın düzenlediği ''''I. Türkiye Sektörel Muhasebe Uygulamaları'''' sempozyumu Hilton oteldi başladı. Sempozyumun açılışına, DSP Genel Başkanı ve Türkiye Muhasebeciler Odası Başkanı Masum Türker , Vali Mevlüt Bilici, Sanayi Odası Meclis Başkanı Nurettin Okandan, Ticaret Odası Başkan Vekili Mustafa Erçalık, Sanayi ve Ticaret İl Müdürü Kamil Akçadırcı, yeminli mali müşavirler, muhasebeciler, sanayici ve iş adamları katıldı. Sempozyumun açılışında konuşan Türkiye Muhasebeciler Odası Başkanı Masum Türker, bütün başarılı yönetici, idareci, iş adamı ve siyasetçilerin yanında bir muhasebecinin bulunduğunu ifade ederek, ''''Eğer dünyaya açılmak, işinizde söz sahibi olmak istiyorsanız, yanınızda mutlaka bir muhasebeci ile bir avukat bulundurmak zorundasınız'''' dedi. Türker konuşmasında, muhasebecilik mesleğinin geliştirilmesi gerektiğini belirterek, ''''Muhasebe mesleğinde de farklı alanlarda uzmanlaşmaya gidilmelidir'''' dedi. Doktorluk mesleğinde olduğu gibi muhasebecilikte de uzmanlık alanlarının geliştirilmesine çalıştıklarını kaydeden Türker, geliştirilen bu alanlarda muhasebecilerin uzmanlaşmalarını sağlayacaklarını ve bu uzmanlık tescillendikten sonra muhasebecilerin daha kaliteli hizmetler vereceklerini kaydetti. Başkan Masur Türker konuşmasının sonunda Ticaret Odası ve Sanayi Odasına çattı. İlginç ifadelere yer veren Türker İki odanın üyelerinin işlerini yürüten muhasebecilerin paralarını alamadıklarını belirterek, “ başkanlar bu konuyla ilgilenirlerse seviniriz.” diye konuştu.
Daha sonra konuşan Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu Başkanı Bülent Üstünel, açılışta yaptığı konuşmada, kurulun çalışmaları hakkında bilgi verdi. Vergi Dairesi Başkanı Niyazi Özkök, yaptığı konuşmada, 2009 yılında kriz yaşanmasına rağmen, vergi tahakkukunda yüzde 10, tahsilatta ise yüzde 4,4 oranında bir artış yaşandığını, açılan işletme sayısında da bir artışın söz konusu olduğunu kaydetti. Son olarak konuşan Vali Mevlüt Bilici Sivil Toplum kuruluşlarının demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğunu belirterek, sempozyumu hazırlayanlara teşekkür etti.
17.01.2010, Kayseri Haber Gazetesi
17.01.2010
Kayseri SMMM Odası Başkanı Suat Özsoy, günümüz işletme koşullarında sektöre özgü koşullar ve düzenlemelerin muhasebe uygulamalarını da yakından etkilediğini bildirdi.
Sempozyumum amacının, meslek mensuplarını yakından ilgilendiren belirli bir sektörü, periyodik olarak muhasebe, vergi ve denetim yönleriyle incelemek, bu konularda karşılaşılan sorunları ortaya koyarak çözüm yollarını geliştirmek olduğunu kaydeden Özsoy, sempozyum sonucunda sunulan tebliğlerin ve ortaya konulan görüşlerin kitap haline getirileceğini açıkladı.
Düzenledikleri sempozyumun Türkiye genelinde bir ilk olduğunu ve oda olarak bu tür sempozyumların sayısını arttıracaklarının altını çizen Özsoy, hedef kitlenin muhasebe meslek mensupları adayları, iş dünyasındaki sektör temsilcileri, öğretim üyeleri, yardımcıları ve öğrenciler olduğunu aktardı.
Özsoy, 400 kişiyle sınırlandırılan katılımın ilk günde dolduğunu ve yapılan başvuruları geri çevirmek zorunda kaldıklarını dile getirdi.
11 Ocak 2010, Kayseri Hakimiyet Gazetesi
11.01.2010
AKARYAKIT fiyatı ve akaryakıttan alınan vergiler bakımından, dünya rekorunun Türkiye’ye ait olduğunu, bilmeyen kalmadı.
Yapılan zamlarla, kendi rekorumuzu yine kendimiz kırıyor, diğer ülkelerle farkı daha da açıyoruz.
Bizim gibi petrol ithal eden komşumuz Yunanistan’da bile, akaryakıt Türkiye’dekinin yarı fiyatına satılıyor! NEDEN YÜKSEKMİŞ?
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TRT-2’de katıldığı programda, bazı ürünlere yapılan son zamları değerlendirirken, akaryakıttan alınan verginin yüksek olduğunu kabul etti. Ancak bunun nedenini şöyle açıkladı;
“Türkiye’de gelir ve kurumlar vergisinin milli gelire oranı düşük. Sözgelimi Danimarka gibi ülkelerde, milli gelir 100 lira kabul edildiğinde, insanlardan 29 lira gelir ve kurumlar vergisi alınıyor. Türkiye’de ise 5,6 lira alınıyor. Yani Türkiye, doğrudan çok az vergi toplayabiliyor. Bunun da temelinde kayıtdışılık ve yapısal sorunlar yatıyor. Bu sorunun da hemen çözümlenmesi mümkün değil. Bu nedenle dolaylı vergilere yükleniyoruz. Geçmişte de böyleydi şimdi de.” TABLO NE GÖSTERİYOR?
Son üç yılda, akaryakıttan alınan vergiler, gelir ve kurumlar vergileri ile kıyaslamalı olarak tabloda gösterilmiştir.
Beyanname veren 2,5 milyon gelir vergisi mükellefi (1 milyon 718 bini gerçek, 752 bini basit usule tabi) Türkiye’de toplanan vergilerin yüzde 2’sini ödemiş. 641 bin Kurumlar Vergisi mükellefi de 2008’de toplanan vergilerin, yüzde 10’unu ödemiş.
Akaryakıttan alınan vergiler ise, gelir ve kurumlar vergisinin üzerinde. Dünya’da bunun örneği yok. ÇÖZÜM NE?
Çözüm yolu belli...
Bazı yapısal reformlar yapılacak ve kayıtdışılık önlenecek. Kuşkusuz bunlar, bir düğmeye basınca hemen olacak şeyler değil. Ancak, bir taraftan da başlamak lazım.
Örneğin; daha önce defalarca önerdiğimiz “kazı-kazan” benzeri fiş uygulaması ve “banka kartı” ile ödemelerin, puan vererek ya da 1 puan KDV indirimi sağlanarak teşvik edilmesi gibi.
11.01.2010
5479 sayılı yasanın 1. maddesiyle Gelir Vergisi Yasası'nın 103. maddesinde yer alan Gelir Vergisi tarifesi değiştirilerek ücretlilerde yüzde 15-20-25-30-35, diğer Gelir Vergisi yükümlülerinde yüzde 20-25-30-35-40 olarak uygulanan ikili tarife, dört oranlı tek tarife haline getirilmiş, Gelir Vergisi'ne tabi tüm gelirlerin, yüzde 15-20-27-35 arasında değişen oranlara göre vergilendirileceği öngörülmüş, diğer gelir unsurlarıyla birlikte ücret gelirleri de dilim oranları ve tutarları değişen yeni tarifeye tabi tutulmuştu. Söz konusu yasa ile getirilen yeni tarifede Gelir Vergisi'ne tabi gelirlerden, 40.000 liradan fazlasının yüzde 35 oranında vergilendirileceği belirtilmişti.
8 Ocak 2009 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan E. 2006/95 K. 2009/144 sayı ve 15.10.2009 tarihli kararı ile Anayasa Mahkemesi, 5479 sayılı kanunun 1. maddesiyle değiştirilen Gelir Vergisi Kanunu'nun 103. maddesinde yer alan "40.000 YTL'den fazlasının 40.000 YTL'si için 9190 YTL" ifadesinden sonra gelen "...fazlası yüzde 35 oranında..." ibaresinin, "ücret gelirleri" yönünden anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verdi.
Aslında bu kararın sonucunun 15 Ekim'de açıklanmış olması dolayısıyla bir sürpriz etkisi yaratmadı. Ancak yayımlanan kararın, yayımını izleyen 6. ayın sonunda yürürlüğe girecek olmasına karşın -daha önce yazdığım gerekçelerle- bu konuda ihtirazi kayda dayanarak açılmış ve açılacak pek çok davayı hemen etkileyeceği açıktır. Bu nedenle biz de dava açmış veya açacak olanların dilekçelerine katkı olması amacıyla Anayasa Mahkemesi'nin oybirliği ile verdiği bu kararın gerekçesini aşağıda özetleyelim istedik. Bu karar bundan sonra yapılacak düzenlemelere de ışık tutacağından, ileriye dönük ayrı bir önem de taşımaktadır.
"Çağdaş devlet anlayışı sosyal hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla anayasanın özüne ve ruhuna uygun biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin refah, huzur ve mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar. Hukuk devletinde, vergilendirmenin temel ilkelerinin gözetilmesi, vergilendirmeye ilişkin yasalarda bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması ve hukuk güvenliğinin sağlanması gerekir.
Anayasanın 73. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise ‘Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır' denilmiştir.
Verginin mali güce göre alınması ve genelliği ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Mali güç, ödeme gücünün kaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık koşuludur. Yasa koyucunun vergilendirmede, kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile mali güçlerini göz önünde bulundurması gerekir. Mali güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracı olup, mali gücü fazla olanın mali gücü az olana göre daha fazla vergi ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik ilkesi ise mali gücü aynı olanlardan aynı, farklı olanlardan ise farklı oranda vergi alınması esasına dayanır. Vergi tekniği, vergi adaletini yansıtmadıkça, maliye politikasının sosyal amacını gerçekleştiremez. Mali güce göre vergilendirme, sosyal devletin vergi adaleti ile ilgili bir ilkesidir.
Dava konusu kuralın da yer aldığı yeni Gelir Vergisi tarifesi ile önceki tarife karşılaştırıldığında, yeni tarifenin ilk üç dilimine giren ücretlinin vergi tutarı önceki tarifeye göre daha düşük iken, yüzde+35 vergi oranlı dördüncü dilimine giren ücretlinin vergi tutarının öncekine göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Karşılaştırma, ücretliler ile ücret dışı gelir elde eden diğer yükümlüler arasında yapıldığında, bu dilimde ücretlilerin üzerindeki yükün diğer Gelir Vergisi yükümlülerine göre yükseldiği, yeni tarife ile ücretlilerin vergi yükü artırılırken diğer Gelir Vergisi yükümlülerinin yükünün azaldığı ortaya çıkmaktadır. Yeni tarifenin dördüncü dilimine giren ve aynı geliri elde eden yükümlülerin vergi yükü, ücret dışı gelir sahiplerinin lehine değişirken ücretlinin aleyhine değişmiş ve mali güce göre vergilendirme ilkesine aykırı olarak ağırlaştırılmıştır. Ücret geliri elde edenlerin mali gücü ile gelirin niteliği ve kişisel durum arasında bağlantı kurulmamıştır. Yasa koyucu vergi oranlarını belirlerken ücret geliri elde eden yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumunu göz önüne alacak bir sistem getirmemiştir.
Oran, verginin asli unsurlarından olup mali gücü etkileyen en önemli ölçütlerden biridir. Vergi oranı ile vergiye tabi gelirin niteliği arasında doğrudan bağlantı vardır. Vergilendirmede farklı nitelikteki gelirlerin ayrı vergilendirme yöntem ve oranlarına tabi tutulması, vergi adaletinin sağlanması için gereklidir.
Yasa koyucu vergilendirme yetkisini kullanırken anayasal kurallara uymak zorundadır. Ücret gelirlerinin diğer gelir unsurlarına göre salt emeğe dayalı olarak elde edilen gelir niteliğinde olması ve vergi baskısının yüksekliği nedeniyle özellikle bu geliri elde edenlerin ekonomik durumları ile vergi oranları arasında doğrudan bir bağlantının kurulmaması ve ücretlilerden vergi alınırken mali gücün göz ardı edilmesi düşünülemez.
Anayasanın 73. maddesindeki 'mali güç' ilkesi ile 55. maddesindeki 'adaletli bir ücret elde etme' ilkesi bir arada değerlendirildiğinde, ücret gelirlerinin ücret dışında elde edilen gelirler ile aynı oranda vergiye tabi tutulması ve hiçbir önlem alınmadan ücrette azalmaya neden olacak şekilde yükseltilmesi, 'adalet' ilkesini de zedeler."
11.01.2010
Mesleki Uyum Eğitimi ve Özel SMMM Sınavı için, Ekim 2009 Başvuru Döneminde (2009/1) başvurmamış ya da herhangi bir gerekçe ile başvuru yapamamış meslek mensuplarımız, 31 Ocak 2010 tarihine kadar portal üzerinden başvuru yapabileceklerdir.
Bu başvurulara ilişkin, eğitim ve sınav tarihleri ayrıca duyurulacaktır.
30.12.2009
29 Aralık 2009 Tarihli Resmi Gazete
Sayı:27447
Gümrük Müsteşarlığından:
GÜMRÜK GENEL TEBLİĞİ
(GÜMRÜK İŞLEMLERİ)
(SERİ NO: 76)
MADDE 1 - (1) 14/11/2009 tarihli ve 27406 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 392 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile 2009 yılı için yeniden değerleme oranı % 2,2 (iki virgül iki) olarak tespit edilmiş olup, bu çerçevede 4458 sayılı Gümrük Kanununun 241 inci maddesi ile 7/10/2009 tarihli ve 27369 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2009/15481 sayılı "4458 Sayılı Gümrük Kanununun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Karar"ın 122 nci maddesi ve 7/10/2009 tarihli ve 27369 Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Gümrük Yönetmeliğinin 500, 584 ve 588 inci maddelerinde yer alan tutarlar aşağıdaki şekilde yeniden belirlenmiştir.
a) 4458 sayılı Gümrük Kanununun 241'inci maddesinin l'inci fıkrasında belirtilen usulsüzlük cezası 61.-TL olarak uygulanır.
b) 2009/15481 sayılı "4458 Sayılı Gümrük Kanununun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Karar" in 122 nci maddesinin 1 inci fıkrasının;
(a) bendinde belirtilen fazla çalışma ücreti ihracat için5,11 .-TL.
(diğer işlemler için12,26.-TL.)
(b) bendinde belirtilen Türk plakalı kamyonlar için fazla çalışma ücreti kamyon başınaihracat için12,26.-TL.
3) 588'inci maddesi uyarınca, ikinci tahlil gerektiren her bir örnek içinalınacak tahlil ücreti511.-TL.
olarak uygulanır.
MADDE 2 - (1) Bu Tebliğ 1/1/2010 tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 3 - (1) Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yürütür.
29.12.2009
29 Aralık 2009 Tarihli Resmi Gazete
Sayı:27447
Maliye Bakanlığından
VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ KANUNU
GENEL TEBLİĞİ
(SERİ NO: 41)
7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun (1) istisnalar başlıklı 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, “(b), (d) ve (e) bentlerine göre, her bir takvim yılında uygulanacak istisna hadleri, önceki yılda uygulanan istisna hadlerine bu yıla ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu (2) hükümleri uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranında artış yapılmak suretiyle tespit olunur. Artırım sırasında 1 milyon liraya kadar olan tutarlar dikkate alınmaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında, “Vergi tarifesinin matrah dilim tutarları, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır. Bu şekilde hesaplanan dilim tutarlarının yüzde 5 ini aşmayan kesirler dikkate alınmaz. ...” denilmektedir.
Buna göre, 1/1/2010 tarihinden itibaren 7338 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (b), (d) ve (e) bentlerinde yer alan istisna tutarları;
- Evlatlıklar dâhil, füruğ ve eşten her birine isabet eden miras hisselerinde 109.971 TL (füruğ bulunmaması halinde (Ş.Abacı) eşe isabet eden miras hissesinde 220.073 TL),
- İvazsız suretle meydana gelen intikallerde 2.535 TL,
- Para ve mal üzerine düzenlenen yarışma ve çekilişler ile 14/3/2007 tarihli ve 5602 sayılı Şans Oyunları Hasılatından Alınan Vergi, Fon ve Payların Düzenlenmesi Hakkında Kanunda tanımlanan şans oyunlarında kazanılan ikramiyelerde 2.535 TL
olarak dikkate alınacaktır.
7338 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde yer alan vergi tarifesi matrah dilim tutarları yukarıda belirtilen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle tespit edilmiştir. Bu nedenle, 1/1/2010 tarihinden itibaren veraset yoluyla veya ivazsız surette meydana gelen intikallerde veraset ve intikal vergisi aşağıdaki tarifeye göre hesaplanacaktır.
Matrah
Verginin Oranı (%)
Veraset Yoluyla İntikallerde
İvazsız İntikallerde
İlk160.000 TL için
1
10
Sonra gelen350.000 TL için
3
15
Sonra gelen 770.000 TL için
5
20
Sonra gelen 1.500.000 TL için
7
25
Matrahın 2.780.000 TL’yi aşan bölümü için
10
30
Tebliğ olunur.
------------------------
(1)15/6/1959 tarihli ve 10231 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
(2) 10/1/1961 tarihli ve 10703 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
(3) 14/11/2009 tarihli ve 27406 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
29.12.2009
29 Aralık 2009 Tarihli Resmi Gazete
Sayı:27447
Maliye Bakanlığından
BELEDİYE GELİRLERİ KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SERİ NO: 38)
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun(1) mükerrer 44 üncü maddesinde, belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binaların çevre temizlik vergisine tabi olduğu; konutlara ait çevre temizlik vergisinin, su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle metreküp başına büyükşehirlerde 15 YKr, diğer yerlerde 12 YKr olarak hesaplanacağı; işyerleri ve diğer şekilde kullanılan binalara ait çevre temizlik vergisinin maddede belirtilen tarifeye göre alınacağı ve büyükşehirlerde % 25 artırımlı uygulanacağı; bu maddede yer alan tutarların her yıl yeniden değerleme oranında artırılacağı ve bu tutarların belirlenmesinde, vergi tutarlarının yüzde beşini aşmayan kesirlerin dikkate alınmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Buna göre; 1/1/2010 tarihinden itibaren konutlar ile işyerleri ve diğer şekilde kullanılan binalara ait çevre temizlik vergisi aşağıdaki tutarlara göre tahsil edilecektir.
1. Konutlara Ait Çevre Temizlik Vergisi
Konutlara ait çevre temizlik vergisi; su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle metreküp başına büyükşehir belediyelerinde 20 Kuruş, diğer belediyelerde 16 Kuruş olarak hesaplanacaktır.
Diğer taraftan, belediyenin çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan ancak, su ihtiyacını belediyece veya büyükşehir belediyelerine bağlı su ve kanalizasyon idarelerince tesis edilmiş su şebekesi haricinden karşılayan konutlara ilişkin çevre temizlik vergisi, aşağıda yer alan ilgili tarifelerin yedinci grubunun belediye meclislerince en son intibak ettirilen derecelere ait tutarlar üzerinden tahakkuk ettirilecektir.
2. İşyerleri ve Diğer Şekilde Kullanılan Binalara Ait Çevre Temizlik Vergisi
İşyerleri ve diğer şekilde kullanılan binalara ait çevre temizlik vergisi, büyükşehir belediyeleri ve büyükşehir belediyeleri dışındaki belediyelerde aşağıdaki tarifelere göre uygulanacaktır.
2.1. Büyükşehir Belediyeleri Dışındaki Belediyelerde Uygulanacak Çevre Temizlik Vergisi
Büyükşehir belediyeleri dışındaki belediyelerde uygulanacak olan çevre temizlik vergisi tarifesi aşağıda yer almaktadır.
Bina Grupları
Bina Dereceleri ve Yıllık Vergi Tutarları (TL)
1. Derece
2. Derece
3. Derece
4. Derece
5. Derece
1. Grup
1.900
1.500
1.200
970
790
2. Grup
1.200
900
700
570
480
3. Grup
790
600
480
390
300
4. Grup
390
300
230
190
150
5. Grup
230
190
130
120
97
6. Grup
120
97
68
55
40
7. Grup
40
33
23
20
16
2.2. Büyükşehir Belediyelerinde Uygulanacak Çevre Temizlik Vergisi
2464 sayılı Kanunun mükerrer 44 üncü maddesinin beşinci fıkrasına göre, büyükşehir belediyelerinde çevre temizlik vergisi, diğer belediyelerde uygulanan çevre temizlik vergisi tutarları % 25 artırılarak hesaplanacaktır. Buna göre büyükşehir belediyelerinde uygulanacak olan çevre temizlik vergisi tarifesi aşağıda yer almaktadır.
Bina Grupları
Bina Dereceleri ve Yıllık Vergi Tutarları (TL)
1. Derece
2. Derece
3. Derece
4. Derece
5. Derece
1. Grup
2.375
1.875
1.500
1.212
987
2. Grup
1.500
1.125
875
712
600
3. Grup
987
750
600
487
375
4. Grup
487
375
287
237
187
5. Grup
287
237
162
150
121
6. Grup
150
121
85
68
50
7. Grup
50
41
28
25
20
3. İndirimli Çevre Temizlik Vergisi Uygulaması
2464 sayılı Kanunun mükerrer 44 üncü maddesinin onikinci fıkrasında, “Bakanlar Kurulu; beşinci fıkradaki tarifede yer alan bina gruplarını belirlemeye ve bu maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında yer alan tutarları yöreler, belediyelerin nüfusları ve bina grupları itibarıyla ayrı ayrı dörtte birine kadar indirmeye veya yarısına kadar artırmaya yetkilidir.” hükmü yer almaktadır.
Bu hükmün verdiği yetkiye dayanılarak yayımlanan 2005/9817 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının (3) 7 nci maddesine göre; konut, işyeri ve diğer şekilde kullanılan binalar için belirtilen tutarlar, büyükşehir belediye sınırları (Ş.Abacı) içinde bulunanlar hariç olmak üzere kalkınmada öncelikli yörelerdeki belediyeler ile nüfusu 5000’den az olan belediyelerde % 50 indirimli olarak uygulanacaktır.
Buna göre, kalkınmada öncelikli yörelerdeki belediyeler ile nüfusu 5000’den az olan belediyelerde bulunan konutlara ait çevre temizlik vergisi su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle metreküp başına 8 Kuruş olarak hesaplanacak; işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalara ait çevre temizlik vergisi tutarları ise aşağıdaki tarifeye göre hesaplanacaktır.
Bina Grupları
Bina Dereceleri ve Yıllık Vergi Tutarları (TL)
1. Derece
2. Derece
3. Derece
4. Derece
5. Derece
1. Grup
950
750
600
485
395
2. Grup
600
450
350
285
240
3. Grup
395
300
240
195
150
4. Grup
195
150
115
95
75
5. Grup
115
95
65
60
48
6. Grup
60
48
34
27
20
7. Grup
20
16
11
10
8
Tebliğ olunur.
29.12.2009
29 Aralık 2009 Tarihli Resmi Gazete
Sayı:27447
Maliye Bakanlığından:
ÖZEL İLETİŞİM VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ
(SERİ NO: 6)
Özel iletişim vergisi uygulamasına ilişkin olarak aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.
13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun (1) 39 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında, "Mobil telefon aboneliğinin ilk tesisinde (operatör değişiklikleri hariç) yirmimilyon lira ayrıca özel iletişim vergisi alınır. Bu tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır. Hesaplanan tutarın yüzde beşini aşmayan kesirler dikkate alınmaz." hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm uyarınca, mobil telefon aboneliğinin ilk tesisinde (operatör değişiklikleri hariç) maktu olarak alınması hükme bağlanan vergi tutarı (yirmimilyon lira), 4 Seri No.lu Özel İletişim Vergisi Genel Tebliği(2) ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (3) hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak 2009 yılı için 31,10 TL olarak belirlenmişti.
Buna göre, söz konusu maktu vergi tutarı 1/1/2010 tarihinden itibaren 31,78-TL olarak uygulanacaktır.
Tebliğ olunur.
———————————————
(1) 23/07/1956 tarihli ve 9362 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
(2) 23/12/2008 tarihli ve 27089 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
(3) 10/01/1961 tarihli ve 10703 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
29.12.2009
BAŞLIKTAN ne anladınız?
Hiçbir şey!..
Haklısınız...
Gerçekten anlaşılır gibi değil.
NEDİR BU HARFLER?
Başlıktaki harfler ve yanındaki rakamlar, taşıma belgelerinin simgesi.
Yürürlüğe girmesi bir süredir ertelenen “Karayolu Taşıma Yönetmeliği” 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren uygulanmaya başlayacak.
1 Ocak 2010 itibariyle, taşıma işleriyle uğraşanların belge almış olmaları gerekiyor.
Örneğin;
- Otomobille şehirlerarası yolcu taşımak için A1 belgesi (bedeli 12.942 TL),
- Otobüsle tarifeli yolcu taşımak için D1 belgesi (bedeli 38.828 TL),
- Yurt içi ticari eşya taşımak için K1 belgesi (bedeli 12.942 TL),
- Uluslar arası veya yurt içi kargo işletmeciliği için M3 belgesi (bedeli 258.857 TL),
almak gerekiyor. Söz konusu belgelerin çeşiti 40’a yaklaşıyor.
Bu belgeleri almadan faaliyet gösterdiği tespit edilene 2 bin TL ceza kesilecek ve araçları bağlanacak.
PİKNİĞE GİTMEK YASAK
1 Ocak 2010’dan itibaren, yeni bir uygulama daha başlıyor.
Ticari araçlarla yolcu taşımak da yasak!..
Örneğin ticari aracı olan küçük bir esnafın, akşam ailesini alıp aile ziyaretine yada sinemaya gitmesi veya hafta sonu ailesiyle birlikte pikniğe gitmesi de yasak.
Ticari araçla işe gidip gelirken, akşam oturmalarına ya da hafta sonu pikniğe giderken, araca 2 kişiden fazlası binemeyecek. Örneğin, pastane işleten bir baba; minibüsü, arkası camlı panelvanı ya da Doblo aracı ile çocuklarını okula bırakamayacak. Şirket çalışanlarını evlerine bırakamayacak, yağmurlu bir günde yolda gördüğü hamile bayan ve eşini ya da komşusu ile çocuğunu, aracına alamayacak!
Örnekler uzayıp gidiyor. Bunları yaparsa her defasında 2 bin TL ceza ödeyecek.
Bitmedi, bu araçlarla, özel eşya da (örneğin evine aldığı mobilyayı da okul müdürünün rica ettiği bozulan tepegöz veya faksı tamirciye) taşıyamayacak, taşırsa, 2 bin TL ceza!
ARAÇ KİRALAMA VE LEASİNG ŞİRKETLERİNE BOMBA DÜŞTÜ
Hem de ne bomba.
Bunlara deniliyor ki; “Sizin sahibi olduğunuz ticari araçlara( minibüs, panelvan, Fiat Doblo, Ford Connect, Kangoo gibi araçlara, ‘taşıma belgesi’ vermeyeceğiz. Bu nedenle söz konusu araçları kiralayamayazsınız.”
Peki… Araç kiralama şirketlerinin, mevcut araçları ne olacak?
Leasing şirketlerinin, finansal kiralama yolu ile verdikleri ticari araçlar ne olacak?
İşletme sermayesi sıkıntısı çeken ve araç kiralayan, leasing yolu ile araç alan yüzbinlerce KOBİ’nin durumu ne olacak?
Fıkra gibi.
Türkiye gerçeklerinden uzak bir uygulama.
Ekonomik krizden perişan olmuş vaziyette, ayakta durmaya çalışan işletmelere, bir darbe daha vurmadan yani bomba patlamadan sorunu çözmek gerekiyor.
29.12.2009
Metin Taş-Sezgin Özcan
Çeklerle ilgili düzenlemeyi değiştiren Çek Kanunu'nun yürürlüğe girmesinin ardından, karşılıksız çek nedeniyle haklarında soruşturma açılan, kovuşturma yapılan ya da hüküm giyenlerin kurtulma olanağı doğmuş oldu. Bu konuyu 22 Aralık 2009 tarihli AKŞAM'da yazdık.
Bu yazının ardından yeni yasa ile ilgili çok sayıda ileti aldık. Bu iletiler, yeni yasada karşılıksız çek düzenlenmesi halinde ne gibi işlemler yapılması gerektiği ve karşılıksız çek keşide etmenin yaptırımının ne olduğu sorularında yoğunlaştı.
Karşılıksız çek keşide edilmesi halinde çek hamili ve çekin ibraz edildiği banka tarafından yapılması gereken işlemleri konu alan yazımız, 24 Aralık 2009 tarihli AKŞAM'da yayınlandı. Bugün, karşılıksız çek keşide edenler hakkında yapılacak işlemleri açıklayacağız.
ÖNCE PARA CEZASI VERİLECEK Çekle ilgili olarak 'karşılıksızdır' işlemi yapılmasına neden olan kişi hakkında, çek hamilinin şikayeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adl” para cezasına hükmolunacak. Verilecek adli para cezasının alt sınırı var. Buna göre hükmedilecek adl” para cezası, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamıyor. Verilen adli para cezasının ödenmemesi halinde ise para cezası hapis cezasına çevriliyor.
Karşılıksız çek düzenlenmesinde cezanın muhatabı, çek sahibi. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması halinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi; böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler ceza muhatabı olacak.
SORUMLULUK DEVREDİLEMİYOR Çek Kanunu'na göre çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemiyor. Yani ceza riskinden vekil tayini yoluyla kurtulmak mümkün değil.
Buna rağmen, çekin gerçek kişinin temsilcisi veya vekili tarafından düzenlenmesi halinde, bu çekten dolayı hukuki ve ceza” sorumluluk tamamen çek hesabı sahibine ait olacak. Bu düzenlemeyle olası hileli çabaların önüne geçilmesi hedeflenmiş.
ÖDEME YAPILMASI CEZAYI KALDIRIYOR Karşılıksız çek düzenleyenlerin adli para cezasından veya bu cezayı ödeyememeleri halinde hapis cezalarından kurtulmalarının iki yolu var. Bunlardan ilki, çek hamilinin şikayetinden vazgeçmesi. Karşılıksız çek düzenlenmesinin, şikayete bağlı suç olması nedeniyle şikayetçinin vazgeçmesi halinde ceza söz konusu olmuyor.
İkinci yol ise ödeme yapılması. Kanun'a göre; karşılıksız kalan çek bedelinin, kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tamamen ödenmesi halinde de ceza söz konusu değil. Faiz hesaplanmasında 3095 sayılı Kanun'a göre ticari işlerde uygulanan temerrüt faiz oranı dikkate alınacak.
Her iki halde de soruşturma aşamasında 'kovuşturmaya yer olmadığına', kovuşturma aşamasında 'davanın düşmesine', mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra ise 'hükmün ortadan kaldırılmasına' karar veriliyor.
ÇEK YASAĞI Karşılıksız çek düzenleyenler hakkında ayrıca çek hesabı açtırma ve çek düzenleme yasağı kararı da veriliyor. Kişinin yasak kapsamında olması halinde ise yasağın devamına hükmediliyor.
Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, elindeki bütün çek yapraklarını bankalara geri vermekle yükümlü. Bu kişi adına yeni bir çek hesabı açılamıyor.
Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kapsamına alınan, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on gün içinde, düzenlemiş bulunduğu ve henüz karşılığı tahsil edilmemiş olan çekleri, düzenleme tarihlerini, miktarlarını ve varsa lehtarlarını da göstermek suretiyle, muhatap bankaya liste halinde vermekle yükümlü.
UNUTMAYALIM
2009'da alınan ev ve işyerinin bildirimi
2009 yılında ev, işyeri, arsa ve arazi alanlar, 2010 yılından itibaren emlak vergisi ödemeye başlayacak. Ancak 2009 yılının Ekim ayına kadar alınan gayrimenkullerin 'emlak vergisi bildirimleri'nin yıl sonuna kadar (31 Aralık 2009 Perşembe akşamı mesai saati bitime kadar) verilmesi gerekiyor. Ekim, kasım ve aralık aylarında alınan gayrimenkullerin emlak vergisi bildirimleri ise satın alındığı tarihten itibaren üç ay içinde verilebilecek.
Emekliyim, işten çıkarılırsam kıdem tazminatı alır mıyım?
2002 yılının ağustos ayında devlet dairesinden emekli oldum. 01.04.2003 tarihinden bu yana özel bir sitede bekçi olarak çalışmaktayım. İşten çıkarılmam ya da kendi isteğimle ayrılmam durumunda tazminat hakkımın olur mu? l Uğur Gürel
4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/II. maddesinde sayılan ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri dışında bir nedenle işten çıkarılmanız halinde kıdem tazminatına hak kazanırsınız.
Kendi isteğinizle işten ayrılmanız durumunda kıdem tazminatına hak kazanamazsınız. Ancak 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesinde sayılan sağlık sebepleri veya işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan halleri ve benzeri bir nedenle işten ayrılmanız halinde kıdem tazminatına hak kazanırsınız.
İsteğe bağlı sigortadan daha erken emekli olabilirsiniz
1953 doğumluyum, 08.12.2003 tarihinden itibaren SSK'lı olarak çalışmaktayım. Kısmi yaşlılık aylığı alabilmem için kaç yaşımı doldurup, kaç gün prim ödemem gerekli? İsteğe bağlı sigorta kapsamına geçersem, kısmi yaşlılık aylığı alabilmek için azami kaç gün isteğe bağlı sigorta primi ödemem gerekir? l Nazik İğci
4/a (SSK) kapsamında kısmi yaşlılık aylığı için 58 yaş, 25 yıllık sigortalılık süresi ve 4500 prim günü; 4/b (isteğe bağlı Bağ-Kur) kapsamında kısmi yaşlılık aylığı için ise 60 yaş ve 15 tam yıl (5400 gün) prime ödeme şartlarına tabisiniz.
4/a (SSK) kapsamında daha az prim ödemeniz gerekmekle birlikte, prim gününüzü 4500 güne tamamladıktan sonra 25 yıllık sigortalılık sürenizin dolması için 08.12.2028 tarihini beklemeniz gerekecek. 4/b (isteğe bağlı Bağ-Kur) kapsamında kısmi yaşlılık aylığına hak kazanmanız için ise Kasım 2009 sonu itibariyle mevcut 2136 prim gününüze ek olarak 3264 gün (ara vermeksizin 9 yıl, 24 gün) daha prim ödemeniz gerekiyor. Ancak bu durumda 10 yıl daha erken (24.12.2018 tarihinde) kısmi yaşlılık aylığına hak kazanırsınız. Dokuz yılın (3264 günün) tamamını isteğe bağlı sigortalı olarak ödeyebileceğiniz gibi, son yedi yılda en az 1261 günü isteğe bağlı olmak koşuluyla kalan kısmını 4/a kapsamında da ödeyebilirsiniz.
GÜNÜN SÖZÜ
'Gençken bilgi ağacını dikmezsek, yaşlandığımızda gölgesinde barınacak ağacımız olmaz.' Chesterfield
29.12.2009
Katma Değer Vergisi (KDV) Yasası'nın geçici 17'nci maddesi uyarınca "Dahilde işleme ve geçici kabul rejimi kapsamında ihraç edilecek malların üretiminde kullanılacak maddelerin 31.12.2010 tarihine kadar tesliminde KDV Yasası'nın 11'inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi hükümlerine göre, bölgeler, sektörler veya mal grupları itibariyle işlem yaptırmaya bakanlar kurulu yetkili" kılınmıştır. Yasal düzenleme gereği bu maddenin uygulanmasında ihracat süresi olarak anılan bentteki süre yerine bu rejimlerle öngörülen süreler esas alınmaktadır. İhracatın öngörülen koşullara uygun olarak gerçekleştirilmemesi halinde zamanında alınmayan vergi, vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte alıcıdan tahsil edilmektedir.
Bilindiği üzere KDV Yasası'nın 11'inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca "İhraç edilmek şartıyla imalatçılar tarafından kendilerine teslim edilen mallara ait KDV, ihracatçılar tarafından ödenmez. Mükelleflerce tahsil edilmeyen ancak ilgili dönem beyannamesinde beyan edilecek olan bu vergi, vergi dairesince tarh ve tahakkuk ettirilerek tecil olunur."
"Söz konusu malların, ihracatçıya teslim tarihini takip eden ay başından itibaren üç ay içinde ihraç edilmesi halinde, tecil edilen vergi terkin olunur."
Dahilde işleme rejiminin amacı "Dünya piyasa fiyatlarından hammadde temin etmek suretiyle ihracatı artırmak, ihraç ürünlerine uluslararası piyasalarda rekabet gücü kazandırmak, ihraç pazarlarını geliştirmek ve ihraç ürünlerini çeşitlendirmek"tir. (2005/8391 sayılı Bakanlar Kurulu Dahilde İşleme Rejimi Kararı Mad: 1, 27.01.2005 gün ve 25709 sayılı Resmi Gazete).
Dahilde işleme izin belgesi veya dahilde işleme izni alabilecek olanlar 2006/12 sayılı dahilde işleme rejimi tebliğinin 3'üncü maddesinde belirtilen imalatçı ihracatçılar ile imalatçı olmayan ihracatçılardır.
İmalatçı ihracatçı işlem görmüş ürünün tamamını veya bir kısmını üreten ve bu ürünün ihracatını kendisi ve/veya aracı ihracatçı aracılığı ile gerçekleştiren dahilde işleme izin belgesi (DİİB)/dahilde işleme izni (Dİİ) sahibi kuruluşu (firmayı) ifade etmektedir.
İmalatçı olmayan ihracatçı veya sadece ihracatçı olanlar ise yan sanayiciye ithal eşyasından işlem görmüş ürün ürettiren ve bu ürünün ihracatını kendisi ve/veya aracı ihracatçı aracılığı ile gerçekleştiren ve imalatçı olmayan (DİİB)/(Dİİ) sahibi kuruluşu (firmayı) ifade etmektedir.
Diğer yandan dahilde işleme izin belgesi (DİİB), ihracat ile ihracat sayılan satış ve teslimlerde gümrük muafiyetli ithalat ve/veya yurtiçi alımlara imkân sağlayan ve Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından düzenlenen belgeyi ifade etmektedir. Dahilde işleme izni (Dİİ) ise ihraç amacıyla gümrük muafiyetli ithalata olanak sağlayan ve gümrük idaresince verilen izin için kullanılmaktadır.
Mevcut düzenlemeler çerçevesinde dahilde işleme rejimi "Şartlı muafiyet sistemi" ve "geri ödeme sistemi" olarak iki farklı şekilde uygulanmaktadır. Şöyle ki;
* 2005/8291 sayılı dahilde işleme rejimi kararının 5'inci maddesi uyarınca şartlı muafiyet sistemi dahilde işleme izin belgesi ile dahilde işleme izni kapsamında ihracı taahhüt edilen işlem görmüş ürünün elde edilmesinde kullanılan ve serbest dolaşımda bulunmayan ham ve yardımcı madde, yarı mamul, mamul ve değişmemiş eşya, ambalaj ve işletme malzemesinin, serbest bölgeler hariç olmak üzere Türkiye Gümrük Bölgesi'nde yerleşik firmalar tarafından, ticaret politikası önlemlerine tabi tutulmaksızın, vergisi teminata bağlanarak ithal edilmesi ve ihracat taahhüdünün gerçekleşmesini takiben, alınan teminatın iade edilmesidir.
Şartlı muafiyet sistemi kapsamında yapılacak işleme malzemesi ithalatında, KDV ve ÖTV tahsil edilerek, söz konusu mallar için ticaret politikası önlemleri uygulanmaktadır. Bu bağlamda 2006/012 sayılı dahilde işleme rejimi tebliğinin 3'üncü maddesinde işletme malzemesinin ihracı taahhüt edilen işlem görmüş ürünün elde edilmesinde kullanılan ancak ürünün bünyesinde yer almayan ve sabit tesislerin çalışabilir durumda olmasını sağlayan, enerji ve yakıt hariç olmak üzere, yatırım malı makine ve teçhizat niteliğinde olmayan malzemeyi ifade ettiği belirtilmiştir.
Şartlı muafiyet sistemi çerçevesinde dahilde işleme izni belgesi kapsamında işlem görmüş ürünün elde edilmesi için ithal eşyanın yerine eşdeğer eşya olarak asgari sekiz bazda gümrük tarife istatistik pozisyonu, ticari kalite ve teknik özellikleri itibariyle aynı kalite ve nitelikleri taşıyan serbest dolaşımdaki eşya da kullanılabilmektedir.
* Geri ödeme sisteminde ise dahilde işleme izin belgesi ve dahilde işleme izni kapsamında serbest dolaşıma giren hammadde, yardımcı madde, yarı mamul, mamul ile değişmemiş eşya, ambalaj ve işletme malzemesinden elde edilen işlem görmüş ürünün ihracı halinde, ithalat esnasında alınan işletme malzemesine ilişkin KDV ve ÖTV hariç verginin geri ödenmesidir.
29.12.2009
29 Aralık 2009 Tarihli Resmi Gazete
Sayı:27447
Maliye Bakanlığından:
GELİR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ
(SERİ NO: 273)
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 21, 23/8, 31, 47, 48, mükerrer 80, 82, 86 ve 103 üncü maddelerinde yer alan ve yeniden değerleme oranında artırılan maktu had ve tutarlar ile 01/01/2006 tarihinden önce ihraç edilen bir kısım menkul kıymetten 2009 takvim yılında elde edilen menkul sermaye iradının beyanında dikkate alınacak indirim oranı ve istisna uygulamasına ilişkin açıklamalar bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır.
1. Yeniden Değerleme Oranında Artırılan Had ve Tutarlar
Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 123 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Kanunun 21, 23/8, 31, 47, 48, mükerrer 80, 82 ve 86 ncı maddelerinde yer alan maktu had ve tutarların, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanacağı, bu şekilde hesaplanan maktu had ve tutarların yüzde 5’ini aşmayan kesirlerinin dikkate alınmayacağı, Bakanlar Kurulunun, bu surette tespit edilen had ve tutarları yarısına kadar artırmaya veya indirmeye yetkili olduğu hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin (3) numaralı fıkrasında da 103 üncü maddede yer alan vergi tarifesinin gelir dilimi tutarları hakkında (2) numaralı fıkranın uygulanacağı belirtilmiştir.
Bu hüküm göz önüne alınarak Gelir Vergisi Kanununun 21, 23/8, 31, 47, 48, mükerrer 80, 82 ve 86 ve 103 üncü maddelerinde yer alıp, 2009 yılında uygulanan had ve tutarların 2009 yılı için % 2,2 (yüzde iki virgül iki) olarak tespit edilen yeniden değerleme oranında (1) artırılması suretiyle belirlenen ve 2010 takvim yılında uygulanacak olan had ve tutarlar aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir.
1.1. Gayrimenkul Sermaye İratlarında Uygulanan İstisna Tutarı
Gelir Vergisi Kanununun 21 inci maddesinde yer alan mesken kira gelirleri için uygulanan istisna tutarı, 2010 takvim yılında elde edilen kira gelirleri için 2.600 TL olarak tespit edilmiştir.
1.2. Hizmet Erbabına İşyeri veya İşyerinin Müştemilatı Dışında Kalan Yerlerde Yemek Verilmek Suretiyle Sağlanan Menfaatlere İlişkin İstisna Tutarı
Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin (8) numaralı bendinde yer alan, işverenlerce işyeri veya işyerinin müştemilatı dışında kalan yerlerde hizmet erbabına yemek verilmek suretiyle sağlanan menfaatlere ilişkin istisna tutarı, 2010 takvim yılında uygulanmak üzere 10 TL olarak tespit edilmiştir.
1.3. Sakatlık İndirimi Tutarları
Gelir Vergisi Kanununun 31 inci maddesinde yer alan sakatlık indirimi tutarları, 2010 takvim yılında uygulanmak üzere; birinci derece sakatlar için 680 TL, ikinci derece sakatlar için 330 TL, üçüncü derece sakatlar için 160 TL olarak tespit edilmiştir.
1.4. Basit Usule Tabi Olmanın Genel Şartlarından Olan İşyeri Kira Bedeline İlişkin Tutar
Gelir Vergisi Kanununun 47 nci maddesinin (2) numaralı bendinde yer alan yıllık kira bedeli toplamı, 2010 takvim yılında uygulanmak üzere büyükşehir belediye sınırları içinde 4.300 TL, diğer yerlerde 3.000 TL olarak uygulanacaktır.
1.5. Basit Usule Tabi Olmanın Özel Şartlarını Belirleyen Hadler
Gelir Vergisi Kanununun 48 inci maddesinde yer alan hadler, 2010 takvim yılında uygulanmak üzere yeniden değerleme oranında artırılmıştır.
Buna göre;
- (1) numaralı bent için 60.000 TL ve 90.000 TL,
- (2) numaralı bent için 30.000 TL,
- (3) numaralı bent için 60.000 TL,
olarak uygulanacaktır.
1.6. Değer Artışı Kazançlarına İlişkin İstisna Tutarı
Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesinde yer alan değer artışı kazançlarına ilişkin istisna tutarı, 2010 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere 7.700 TL olarak tespit edilmiştir.
1.7. Arızi Kazançlara İlişkin İstisna Tutarı
Gelir Vergisi Kanununun 82 nci maddesinde yer alan arızi kazançlara ilişkin istisna tutarı, 2010 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere 18.000 TL olarak tespit edilmiştir.
1.8. Tevkifata ve İstisnaya Konu Olmayan Menkul ve Gayrimenkul Sermaye İratlarına İlişkin Beyanname Verme Sınırı
Gelir Vergisi Kanununun 86 ncı maddesinde yer alan tevkifata ve istisnaya konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarına ilişkin beyanname verme sınırı, 2010 takvim yılı gelirlerine uygulanmak üzere 1.090 TL olarak tespit edilmiştir.
1.9. Gelir Vergisine Tabi Gelirlerin Vergilendirilmesinde Esas Alınan Tarife
Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinde yer alan gelir vergisine tabi gelirlerin vergilendirilmesinde esas alınan tarife, 2010 takvim yılı gelirlerinin vergilendirilmesinde esas alınmak üzere aşağıdaki şekilde yeniden belirlenmiştir.